cengizdamar 23 Takipçi | 0 Takip
Kategorilerim

NEDİR

BURÇLAR VE FAL

DEĞERLİ TAŞLAR

SANAT

KADINLAR VE EKEKLER

HATTUŞAŞ YANYOR-TARİHİ ROMAN

TARİH

Şiir

Sağlık

Öykü

DİN DERSİ

Haber

Ünlüler

Bilim

Aşk

Spor

Eğitim

Hobi

EDEBİYAT

Müzik

Hayvanlar

Yaşam

VÜCUDUMUZ VE ORGANLARIMIZ

PADIŞAHLAR

CENGİZ DAMAR-ŞİİRLER

CENGİZ DAMAR-MAKALELER

CENGİZ DAMAR-ÖYKÜLER VE HİKAYELER

ÜNLÜ RESSAMLAR

COĞRAFYA TÜRKİYE

BİTKİLER

MASALLAR

ATATÜRK

MATAMATİK- GEOMETRİ

OSMANLI İMPARATORLUĞU

SİLAHLAR

DİL BİLGİSİ -TÜRKÇE

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
Diğer İçeriklerim (1408)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (23)

SABUN İLE DETERJAN ARASINDAKİ FARK NEDİR

2013-04-22 15:46:00

Temizleme işi sanıldığı kadar basit değildir. Bir mendilin bile yıkanmasında hayli karışık kimyasal ve elektriksel olaylar olur. insanlar binlerce yıl temizlik işlerinde sabun kullandılar. Sabunun ana maddeleri de hep aynı kaldı. Her sabun bir alkali madde ile değişik türde bir yağın karışımıdır. Sabun suda çökelme yapar, lavaboda, küvette halka şeklinde lekeler bırakır. Sabunla yıkanan bardak ve tabaklarda lekeler oluşur. Sabunla yıkanmış giysiler ütülenilirlerken sarı lekeler meydana gelir. Sabunun bu olumsuz sonuçlarının sebebi, suda tabii olarak mevcut olan mineral ve asitlerle reaksiyona girince çözülmesi ve suyla akıp gitmesi zor moleküller oluşturmasıdır. Sabun temizlemeyi sadece yumuşak sularla yapabilir. Kullanma suları ise kalsiyum ve magnezyum tuzları ihtiva eden sert sulardır. Sabun sert suda kesilir. Sert su sabunlanınca dokunmuş kumaşa sıkı sıkı yapışan bir birikinti bırakır. Böylece sabunun da bir kısmı bir işe yaramadan ziyan olmuş olur. Deterjanlar hem sert hem de yumuşak suda yıkama özelliğine sahiptirler. Deterjan kelimesi Latince temizlemek anlamına gelen 'detergere'den gelir. Deterjanın ortaya çıkışının temel sebebi ise sabunun temizlemedeki olumsuz Özelliği ve yetersizliği değildir. Sabun doğal olarak yağlardan hazırlanır. Bu insanın besin kaynağının yanlış bir şekilde tüketimi demektir. Sentetik deterjan ise petrolden ve kömürden yapılır. 1890'larda üzerinde çalışılmaya başlanılan deterjanların yoğun bir şekilde kullanımına II. Dünya Savaşı sırasında başlanılmıştır. Bu zamanlarda deterjana duyulan ihtiyaç temizlemedeki üstün özelliklerinden dolayı değil, sabun yapımında kullanılan yağların, askeri araç ve silahlarda yağlama yağı olarak kullanılmasına duyulan ihtiyaçtır. Deterjanın moleküler yapısı ve temizleme prensibi sabunla aynıdır. Sabun gibi kirl... Devamı

Organik Kimya Deterjanların Yapısı ve Yapılışı

2013-04-22 15:43:00

DETERJANIN YAPISI: Deterjanlar kompleks yapılı sentetik yapılı maddelerdir. Sabun ve deterjanların kimyasal yapısı çok farklı olduğundan temizleme işlevindeki etkileri de farklıdır. Sabun asidik ve sert sularda etkili değildir ,(Sert sudaki Ca ve Mg ile (CHCOO)Ca oluşur ve çöker) bir çökelti oluşturur. Buna karşılık deterjanlar bu tip sularda etkilidir. Yüzey aktif madde (sürfaktan) ismi sabun, deterjan, emülsiyon oluşturan maddeler, ıslatıcı maddeler için kullanılan genel bir isimdir. Deterjanlar, herbiri temizlemede ayrı bir görev yapan, pek çok maddenin çok kompleks bir karışımıdır .Yüzey aktif maddeler veya sürfaktanlarla ilgili modern kavram, sabunları, deterjanları, emülsifiyanları, ıslatıcı maddeleri ve girme (penetrasyon) maddelerini kapsamaktadır. Bütün bunlar, birbirleriyle temasta olan iki faz arasındaki yüzey tabakasının özelliklerini değiştirerek, aktifliklerini sürdürürler. Yüzey aktif maddelerin pek çoğu, molekülün bir ucunda suyu çeken (hidrofilik) ve diğer ucunda suyu iten (hidrofobik) bir grup bulundururlar. Deterjanlar, kirleri uzaklaştırmada etkin olan bu özelliklere, fazlasıyla sahiptirler. Hafif ve ağir iş deterjanları olarak sınıflandırılırlar. Yüzey Aktif Maddelerin Sınıflandırılması: Yüzey aktif maddelerinin hidrofobik kısmı genelde 8-18 karbon içeren düz veya az dallanmış zincirdir, bazı hallerde zincirdeki bazı karbon atomlarının yerine benzen halkası geçmiştir. Örnek olarak CH _ (dodesil) ve CHCH_ (dodesil) benzen verilebilir. Yüzey aktif maddenin içerdiği hidrofilik grup çok farklı olabilir. Hidrofilik grubun yapısına göre yüzey aktif maddeler; §Anyonik : _ OSO veya _ SO §Katyonik : _ N(CH) veya CHN §İç tuz : _ N(CH) (CH)COO §Yarı polar : _N(CH)O §İyonik olmayan... Devamı

Hırsız Efendiler Eller Havaya - Şiir

2013-04-20 22:46:00

Kendinizi sanırsınız tilki Devleti soyarsınız sinsi sinsi Yağcılık yalakalık mesleğiniz Devletin malı deniz Size göre yemeğen keriz Kaşının üzerinde gözün var Ne haddimize diyemeyiz Dürüslük namusluluk olmuş senbol Her numara sizde bol bol İki seneye kalmaz yatla villa Bu işin kuralı vuracaksın abalıya Hırsız efendiler artık eller havaya Eften püften onlar bunlar şunlar Malı götürmeden doymazlar Bal tutan parmağını yalar Garibim düz yolda takla atar Bukelemun gibi renkleri Vatandaşın cebinde elleri Tereyağından kıl çekmek hala moda Hırsız efendiler artık eller havaya Birşey yapamazsak bu dünyada Ahirette iki elimiz yakanızda CENGİZ DAMAR.  Devamı

Misakı Milli Sınırları- Şiir

2013-04-20 22:43:00

Tutsak gökyüzü isyan etmiş Baran kurşun,mıh olmuş İşgalcilerin üzerine yağıyor Karanlığa inat,beyaz bir at Samsun`dan,Erzurum`a Sivas`tan Sakarya`ya Afyon`dan,İzmir`e Misakı milli sınırlarına koşuyor Üzerinde ki suvarisi sarı yeleli Gözleri deryanın rengi Yağız atın sıcak nefesi Havaya atılmış,mızrak gibi Karamsar havayı bölüyor Karanlıkta doğan güneş sanki Çaresizce yanan gaz lambaları Ürkek,korkak ve titreyerek Perdelere düşüyor gölgeleri Kerpiç evde,bir bebek ağlıyor Korkusuz,bir gelin haykırarak Yanık yanık ninni söylüyor Sallanan beşiğin gıcırtısı Cepheye silah taşıyan Kağnıların sesine karışıyor Uzak dağlarda ki,silah sesleri Bir müfreze sıkıştırmış Ermeni,Rum çetelerini Kaya diplerinde,mağaralarda Kurşunlar yılan olmuş,iz sürüyor İki kaşın ortasından,hainleri buluyor Elleri,ayakları kınalı Şehitlerimiz gömülüyor kefensiz Doğdukları köylerinden uzakta Kanla sulanmış vatan toprağına Analar,bacılar,nışanlılar,yavuklular kanlı gözyaşlarıyla,ağıtlar yakıyor TÜRKİYE`nin üzerinde ki,kapkara bulutlar Hilal yırtıyor onları,yeniden doğuyor Kutsal topraklardan bir yıldız yükseliyor Hilalin yanında,albayrak oluyor Dünya durdukca,gökyüzünde ilelebet Zalimlere,arkadan vuranlara inat Daha şanlı,nazlı nazlı dalgalacak. CENGİZ DAMAR ... Devamı

Zebercet Taşı Hakkında bilgi

2013-04-21 08:39:00
Zebercet Taşı Hakkında bilgi |  görsel 1

Topaz Zebercet granit ve pegmatit kristalleri içinde bulunur. Brezilya'nın Ou Preto bölgesinde çok çıkar. Sibirya, Sri Lanka ve Nijerya'da da zebercet yatakları oldukça fazladır. Zebercetin sertliği 8, özgül ağırlığı 3,5 - 3,6 ve kristal sistemi ortorombiktir. Zeytuni renkli ve bileşimi magnezum,demir silikat olan krizolite de yanlışlıkla zebercet denilmektedir Duygusal yükleri ve kötümser düşünceleri ortadan kaldırır. Endişe ve depresyonun üstesinden gelmede yardımcı olur. Tüm bedeni güçlendirir, destekler, zihinsel ve fiziksel sindirime yardım eder. ya da Zebercet, florlu alüminyum silikat Al2SiO4(OH,F)2 yapısında, kıymetli taş özelliğine sahip silikat minerali. Beyaz topaz buji porseleni yapımında kullanılır. Isıya dayanıklılığı oldukça yüksektir. Katışıksız zebercet renksiz olabilir ve pırlanta kesim yoluyla traşlandığında elmasla karıştırılabilir. Zebercet sarı, mavi veya kahverenginin çeşitli tonlarında da olabilir. Taşın rengi ekseriye kararsızdır ve güneş ışığında renk değiştirir. Mesela Sibirya'nın kahverengi zeberceti güneş ışığında beyazlaşır. 1750'lerde ilk defa bir kuyumcu Brezilya zebercetinin hafifçe ısıtıldığında pembeleştiğini buldu. Sonra bu metod yaygınlaştı. Böyle yanık zebercete çoğu yerde Brezilya yakutu denir ve nadir bulunan tabii kırmızı zebercetle aynı isimle anılır.  ... Devamı

SPORDA İLGİNÇ OLAYLAR

2013-04-20 22:31:00

17.10.2009 Tarihinde,İngiltere premier liğinde,Liverpol-Sunderland. Karşılaşmasında Tribündeki küçük bir çocuğun saha içine attığı,büyük bir balona isabet eden şut topun yön değiştirmesine yön ve kaleciyide kontrapiyede bırakarak,Liverpol kalesinde gol olmasına neden olmuş. Liverpollu oyuncular hakeme,itiraz ederek, bu golün geçersiz sayılacağını futbol kuralları içinde,sahadaki yabancı cisim olduğunu savunmuşlar. Ama hakem golü geçerli kılmış. Maçtan sonra,yapılan yorumlarda,gölün iptal edilmesi görüşü ortaya çıkmış. Sunderland'ın attığı bu gölle sahadan galip ayrılmış. *Bosna Hersek teknik direktörü,Miroslav Ble ziç-İngiliz gazetesi Telegrph 15.10.2009 tarihinde verdiği demeçte,takım bütünlüğünü sağlamak için,futbolcularımı maçtan önce birbirlerini dudaklarından,öpmelerini istedim ve bu şekilde,gurubumuzdan çıkarak,Dünya kupası elemelerine katıldık. Dünya sporunun en çok ilgi gören branşlarından birisi olan Formula 1`de de yaşanan ilginç olay 2008 yılında hafızalarda kalan görüntüler arasında yer aldı. Singapur`da ilk kez düzenlenen ve sezonun 15. yarışı olan Singapur Grand Prix`i gece gerçekleştirildi. 59 yıllık Formula 1 tarihinin ilk ``gece`` yarışı olma özelliği taşıyan bu yarışta Ferrari`nin Brezilyalı pilotu Felipe Massa, ilk sırada (pole position) başladığı yarışın 17. turunda pite girdi. Yakıt takviyesi sırasında ekip içindeki anlaşmazlık nedeniyle erken hareket eden Massa, bir mekanikeri ezme tehlikesi yaşadı. Hareket nedeniyle araca takılı yakıt hortumu da koptu. Massa, aracında takılı kalan hortumuyla ilginç görüntülere sahne oldu. Yıl içinde sporda yaşanan bazı ilginç olaylar şöyle: - Voleybol Fed... Devamı

KADINLAR HAKKINDA ÜNLÜLERİN ÜNLÜ SÖZLERİ

2013-04-20 22:26:00

KADINLAR HAKKINDA ÜNLÜLERİN ÜNLÜ SÖZLERİ  İyi bir kadın bir erkeği etkiler, zeki bir kadın onda ilgi uyandırır, güzel bir kadın büyüler, anlayışlı bir kadın ise ona sahip olur. ( Helen Rowland ) Kadın kendi başına ne gül goncasıdır, ne de diken. Koklamasını bilirsen gül,tutmasını bilmezsen diken olur. ( Refik Halid Karay ) Kadın, insanın gölgesi gibidir; kovalarsanız kaçar, kaçarsanız kovalar . ( Chamfort ) Kadınların gözleri keskin, zekaları uyanık, düşünceleri vesveseli olur . ( Guy de Maupassant ) Kadınlarda feci olan şey , ne onlarla ne de onlarsız yaşanabilmesidir. (Byron ) Kadınlar sevmedikleri adama hiç acımazlar . (Alexandre Dumas Filles ) Bir kadın ya sever , ya da nefret der ; ortası yoktur . ( Pubillius Syrus ) Kadın öyle bir konudur ki , onu ne kadar incelersen incele herzaman yepyenidir . ( Tolstoy ) En mükemmel kadın , çocuklarına babalarının yokluğunda baba olabilecek kadındır . ( Goethe ) Kadınlar kendilerini sevenler için değil, onlara hükmedenler için can verirler. ( H. Edip Adıvar ) Bir uygarlığın seviyesini ölçmek isterseniz, derhal kadının hayat şartlarına bakın. ( Stuart Mill ) Krallar gibi kadınlar da kendileri için yapılan her şeyin esasen bir borç teşkil ettiğine inanırlar. ( Balzac ) Kadınla müziğin yaşı olmaz. ( Oliver Goldsmith ) Güzel bir kadın gözü, iyi bir kadınsa gönlü okşar. ( Napoleon ) Kadın her şeyi affeder fakat asla unutmaz. ( Conficius ) Kadını güzel yapan Allah, sevimli yapan şeytandır.( Victor Hugo ) Bir kadının güzelliği, ancak sevmeye başladığı zaman meydana çıkar. ( La Bruyere ) Kişiye imandan sonra verilen şeylerin en hayırlısı saliha kadındır. ( Hz. Ömer ) Kadınlar, erkeklerden daha çok hikmet sahib... Devamı

YAPILARINA GÖRE CÜMLELER KAÇA AYRILIR ÖRNEKLERİ

2013-04-20 12:28:00

    YAPILARINA GÖRE CÜMLELER Her cümle bir yargı bildirir. Ancak bazı cümlelerde birden fazla yargı bildiren unsur bulunur. Bunlar bazen iki ayrı yüklemle, bazen yan cümleciklerle sağlanır. Cümlenin yapısına geçmeden önce yapıyı belirleyen temel ve yan cümleleri görelim. Temel Cümle: Bir cümlenin yüklemi temel cümledir. Cümlenin bildirmek istediği asıl yargı da bu cümleyle verilir. Diğer öğeler temel cümleyi açıklayan tamamlayıcı öğelerdir. Örnek: “Akşama geleceğim.” cümlesinde “geleceğim” yüklemi temel öğe, “akşama” sözü de onun tamamlayıcı öğesidir.   Yan Cümle: Tam bir yargı bildirmeyen, temel cümlenin bir öğesi durumunda bulunan ve kendi içinde değişik tamamlayıcı öğeler de alabilen söz öbeğidir. Yan cümleler iki şekilde yapılabilir: Fiilimsilerle ve çekimli fiillerle. • Fiilimsilerle yapılanlar:Cümle içinde temel cümlenin bir öğesi olan ya da bir öğenin tamamlayıcısı olan fiilimsiler yan cümlecik yapar. Örnek: “Öğretmen sınıfa girince herkes ayağa kalktı.”cümlesinde “ayağa kalktı” yüklemdir. “Ne zaman ayağa kalktı?” sorusuna “Öğretmen sınıfa girince” cevabı geliyor. Cümlede zarf tümleci olan bu öğe “girince” bağfiili üzerine kuruludur. Görüldüğü gibi fiilimsi, bir öğe durumundadır. Öyleyse zarf tümleci bir yan cümleciktir. Örnek: “Bana fotoğrafını gönderen okuruma teşekkür ederim.” cümlesinde ise “teşekkür ederim” yüklemdir. “Kime teşekkür ederim?” sorusuna “Bana fotoğra... Devamı

İSTANBULUN FETHİ NEDENLERİ VE SONUÇLARI

2013-04-20 02:56:00
İSTANBULUN FETHİ NEDENLERİ VE SONUÇLARI |  görsel 1

FATİH SULTAN MEHMED (II. MEHMED) İstanbul'un Fethi'ne ait resim Rumeli Hisarı Fethin Nedenleri -Akdeniz'den Karadeniz'e uzanan yolun İstanbul'dan geçmesi -Bizans'ın Avrupalıları kışkırtarak Haçlı Seferleri düzenlkemelerine neden olmaları -Bizans'ın Anadolu Beyliklerini Osmanlı'ya karşı kışkırtmaları -Bizans'ın toprak bütünlüğünü bozması İstanbul Fethi için Yapılan Hazırlıklar -Karadeniz yolu ve boğazdan geçebilecek tehlikelere karşı RUMALİ HİSARINI YAPTIRMALARI -İstanbul çevresindeki kaleler ele geçirildi -Suraları yıkabilecek toplar göktürüldü ve aşırtmalı güllelelr atan havan topları yapıldı -Şehri denizden kuşatmak için hazırlıklar yapıldı donanmalar hazırlandı Bizans'ın Hazırlıkları -Avrupa'dan deestek alındı -Haliç'in ağzına zincir gerildi.Haliç'e girlmesi engellendi -Surlar tamir edildi İstanbul'un kuşatılması ve fethedilmesi Evet arkadaşlar II.Mehmed daha 21 yaşındaydı.Gençti ve kararlıdı,kendine güvenen azimli bir padişahtı.6 Nisan 1453 tarihinde kuşatmaların başlamasıyla savaş başlamış oldu ve Avrupa'da büyük bir heyecan yarattı bu olay tabiki.Papa Bizans'a yardım etti ve donanmasına 5 gemi gönderdi.Gemiler Osmanlı donanmasını geçerek Haliç'e girdi.Bu arada II. Memed Gemilerini karadan Haliç'e indirdi. Osmanlı ordusu kutlu gün 29 MAYIS 1453 tarihinde İstanbul'u fethetti ve II. Mehmed'e FATİH unvanı verildi Fethin Sonuçları -Osmanlı bütünlüğün sağlar -Başkent İstanbul olmuştur -Bizans artık yıkılmıştır -Tiracet deniz yollarının denetimi Osmanlı'nın eline geçmiştir. -Osmanlı İslam Dünyasındaki syagınlığı artar -Orta çağın sonu Yeni çağın başlangıcı olarak kabul edilir nedeni... Devamı

BEL AĞRISI NEDEN OLUR TEDAVİ ŞEKİLLERİ

2013-04-18 08:45:00

BEL AĞRISI Bel ağrısı günümüz toplumunun %60-85 inde hayatın her hangi bir döneminde görülebilen, sebebleri çok çeşitli olan bir sendromdur. Özellikle mekanik bel ağrılarında tedavi maliyetlerinin yüksek olmasının yanında, ağrının kronikleşmesinin hasta üzerindeki olumsuz etkileri çok önemlidir. Bel ağrıları yaygın sanılanın aksine, kaçınılmaz olan yaşlanmanın sonucu değildir. Tüm organlar gibi omurganın aşınıp yıpranması da fizyolojik bir olaydır. Omurganın zamanla esnekliği yitirerek sertleşmesi, gittikçe zayıflayan kaslara karşı ek dayanıklılık sağlayan bir denge unsurudur. Bel ağrısı bütün yaşlarda görülebilir. Hatta 15 yaşında dahi ameliyat olan hastamız mevcuttur. Kronik hastalık tedavisi açısından kalp hastalıklarından sonra 2. sıradadır. Bel ağrısının önemi özellikle sanayi kesiminde ve çalışan toplumda ortaya çıkmaktadır. Ağrı nedeniyle iş günü ve iş gücü kaybı yüklü bir yekün tutmaktadır. Bel ağrısı olan hastaların % 70-80'i ilk akut ataktan sonra her hangi bir tedaviye gerek kalmadan iyileşebilmektedirler. % 20-30 unda ise 2. - 3. tekrar olabilmektedir. Burada önemli olan bu tekrarların gelmesini önlemektir. Çünkü tekrarlarla ağrı kronikleşir ve hasta bel ağrısı nedeniyle hiç iş yapamaz hale gelir. Bunu önlemek de belin eğitimi ile olur. Kişinin belini tanıması, belin hangi hareketle ne kadar zorlanacağını bilmesi, bel ağrısına yol açan risk faktörlerini, egzersizlerin ağrıda nasıl korunabileceğini öğrenmesi gereklidir. Bel ağrısının oluşumunda, omurgadaki yıllara bağlı aşınıp yıpranma yanısıra, omurganın uygun olmayan duruşu (kötü postür) ve beli zorlayan bedensel hareketler sorumludur. Bunun için günlük yaşantıda ve mesleki çalışmalarda doğal olmayan bedensel... Devamı

93 Harbi 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı Sonuçları

2013-04-18 08:39:00

93 Harbi 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı Sonuçları  Son asır Türkiye tarihinin dönüm noktalarından birini teşkil eden ve Rumî 1293 tarihine rastladığından, tarihimize Doksanüç Harbi" diye geçen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı. Çarlık Rusyası; asırlık emellerini gerçekleştirmek için, Osmanlıları Avrupadan atmak, İstanbulu ele geçirerek sıcak denizlere inmek, Hıristiyanları ve özellikle Slavları korumak bahanesiyle Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmaktaydı. Bu husus, harbin en önemli sebebini teşkil edecektir. Osmanlı ülkelerine saldırmayı millî bir hedef kabul eden Rusya, Kırım Hanlığını istilâ etmiş, Karadenizin kuzey ve doğu kıyılarını almış, Volga boylarındaki Türk ülkelerini istilâ ederek Türkistana ilerleyip kuzey kısımlarını elde etmişti. 1853 Kırım mağlûbiyeti, Rusların bu emellerini bir müddet için durdurmuştu. Ancak Rusya, büyük bir gayretle eski birliğini sağlamış ve Kırım mağlûbiyetinin acısını çıkarmak için fırsat gözetmeye başlamıştı. Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğüne en çok taraftar olan Fransanın, 1870 yılında Prusya karşısında ağır bir mağlûbiyete uğraması, kuvvetler dengesinin Osmanlılar aleyhine bozulmasına yol açmış ve Rusya beklediği fırsatı elde etmişti. Bunu değerlendiren Rusya, Paris Antlaşması'nın, Karadenizde donanma ve tersane bulundurulmaması hakkındaki maddelerini tanımadığını resmen ilan edip, bu teşebbüsünü Londra Konferansı'nda tescil ettirdi. Böylece Rusya, Karadenizde kuvvetli bir donanma meydana getirme imkânına sahip oldu. Bu gelişmeden sonra Rusya, Panislavizm fikirlerini Balkanlarda yaymak için Moskovada bir kongre topladı. Rus Panislavistleri, Bosna-Hersek ve Bulgaristan Slavlarını ayaklandırmak için Balkanlarda yoğun propagandaya giriştile... Devamı

MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE YAPILAN SAVAŞLAR VE ANTLAŞMALAR

2013-04-18 08:31:00

A. DÜZENLİ ORDUNUN KURULMASI TBMM açıldığı sırada ülkedeki tek düzenli askeri birlik doğudaki Kazım Karabekir komutasındaki 15. Kolordu idi. Bunun dışındaki askeri birlikler Mondros Ateşkes Antlaşması gereği terhis edilmişti. Batıda Yunanlılara, güneyde ise Fransızlara karşı Kuva-yı Milliye birlikleri savaşıyordu. Kuva-yi Milliye halkın içinden çıkmış, vatan ve yurt sevgisi ile düşmana karşı mücadele eden silahlı güçlerdi. Terhis edilen birçok subay ve asker Kuva-yı Milliye birliklerine katılmıştı. TBMM 1920 sonlarında Kuva-yi Milliye birliklerini kaldırıp düzenli ordu kurmaya karar verdi. Bunun başlıca nedenleri; a. Kuva-yi Milliye birlikleri düşmana karşı başarıyla savaşıyordu. Ancak düşmanı tamamen durdurup yurttan atamıyordu. b. Kuva-yi Milliye birlikleri kendi başına düzensiz bir şekilde hareket ediyordu. Çoğu zaman görevlendirilen değerli komutanları dinlemiyorlardı. c. Kuva-yi Milliye birliklerinin yeterli askeri birikimi, bilgisi ve ağır silahları yoktu. d. Kuva-yi Milliye birlikleri ihtiyaçlarını halktan karşılıyordu. Bu konuda bazan zor kullanıyor, bu da tepkilere neden oluyor, suçluları cezalandırma yöntemleri de ciddi sorunlara yol açıyordu. Bütün bunlar devlet olma yolundaki TBMM'yi olumsuz etkiliyordu. Ülkede devlet otoritesini kurmak ve düşmanı yurttan atmak için düzenli ordunun kurulması gerekliydi. TBMM bu iş için İsmet ve Refet Beyleri görevlendirdi. Kısa sürede Batı Cephesi’nde düzenli ordu kuruldu. Düzenli orduya katılmak istemeyen Çerkez Ethem gibi bazı Kuva-yi Milliye şefleri ise isyan ettiler. B. DOĞU CEPHESİ Ermenilerle Savaş ve Gümrü Antlaşması: İtilaf Devletleri Mondros Ateşkes Antlaşmasına Doğu Anadolu'nun Ermenilere verilmesini sağlayacak maddeler koydurmuşlardı. Sevr Antlaşması&rsquo... Devamı

10. SINIF TARİH DERSİ TÜM NOTLARI

2013-04-18 08:28:00

TARİH Toplumların geçmişteki faaliyetlerini toplumlar arasındaki münasebetleri yer ve zaman göstererek sebep sonuç ilişkisi içinde inceleyen bilime tarih denir. Tarihin gözlemi deneyi ve tekrarı yapılamaz. BİR OLAYIN TARİH OLABİLMESİNİN ŞARTLARI 1-Zamanı bilinmeli 2-Yeri bilinmeli 3-Sebebi bilinmeli 4-Sonucu bilinmeli 5-Olay zamanda yayılma yapmalı 6- Olay mekanda –yerde yayılma yapmalı OSMANLI DEVLETİ’NİN KURULUŞU Osmanlılar Oğuzların Bozok kolunun Günhan soyunun Kayı boyunun Karakeçili aşiretine mensupturlar. Kayı Boyu 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’ya geldi. Kayı güç ve kudret demektir. Kayıların damgası iki ok arasında gerilmiş bir yaydır. Osmanlılar 1299 yılında Osman Bey tarafından Söğüt’te kurulmuştur. OSMAN BEY DÖNEMİ 1281-1326) Amacı: Bursa’yı ele geçirmek. KOYUNHİSAR SAVAŞI (Bafeon Savaşı) Tarihi: 1302 Tarafları: Osmanlılar X Bizans Sebep: Bizans’ın Osmanlı ilerleyişini durdurmak istemesi Sonuç: İzmit yolu Türklere açıldı. Önem: İlk Osmanlı-Bizans savaşıdır. ORHAN BEY DÖNEMİ (1326-1362) Amacı: Balkanlara yayılmak (Orhan Bey babasının Bizans’a karşı yürüttüğü yayılma siyasetini aynen devam ettirdi.) *Orhan Bey döneminde Bursa fethedildi ve beyliğin merkezi oldu. İpek sanayinin merkezi olan Bursa’nın fethi ile hazineye önemli bir gelir kaydedildi. MALTEPE ( PELEKANON) SAVAŞI Tarihi: 1329 Taraflar: Osmanlı X Bizans Sebep: 1-Bizans’ın Osmanlıların İznik kuşatmasını sonuçsuz bırakmak istemesi. 2- Bizans’ın Türk kuvvetlerinin İstanbul Boğazı’na yaklaşmalarını önlemek istemesi Sonuç: İznik yolu Türklere açıldı. OSMANLILARIN RUMELİ’DEKİ İSKAN SİYASETİ (İstimalet politikası)’NİN AMACI: İstima... Devamı

KAHRAMANMARAŞ KAHRAMANLIK ÜNVANINI NASIL ALMIŞTIR

2013-04-18 08:25:00

Dünyada istiklal madalyalı tek şehirdir. Kahramanmaraş'ın Kurtuluş Savaşında şehir halkı ile birlikte topyekun direniş göstermesi ve çevre Vilayetlerinde yardımına koşması büyük takdir toplar. Kurtuluş Savaşı sonrasında Maraş'a bir yazı gönderilerek, Milli Mücadeleye katılanların listesi istenir. Şehrin ileri gelen yöneticileri toplanır, bir durum tespiti yapar. Sonun da Ankara ya " Maraş ta Milli Mücadeleye katılmayan tek fert bile yoktur " cevabı verilir. Bunun üzerine 5 Nisan 1925 yılında toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın da onayı ile istiklal Madalyası'nın Maraş ta fertlere değil, Şehir halkına verilmesi kararlaştırılır. Ve Kahramanmaraş bir adet Kırmızı Şeritli istiklal Madalyası ile ödüllendirilir.   Kahramanmaraş’lı 1925 yılından beri her yıl Kurtuluş günü olan 12 Şubat Bayramında İSTİKLAL Madalyasını Şanlı Bayrağına törenle takarak, geçmişini yad eder ...Maraş şehri Milli Mücadeledeki fedakarlığından ötürü TBMM tarafından 7 Şubat 1973 tarihinde "KAHRAMAN MARAŞ'' adını almıştır   Devamı

SANAYİ İNKILÂBI NE ZAMAN BAŞLADI DÜNYAYA ETKİLERİ

2013-04-18 08:18:00

SANAYİ İNKILÂBI XVIII. yüzyılda ilk olarak İngiltere'de başlayan, daha sonra diğer Avrupa ülkelerine yayılan, etkileri bakımından tüm dünyayı sarsan önemli bir olaydır. Aletin yerini makinanın alması demek olan bu devrimin başlamasında ilk önemli etken buhar gücünün sanayide uygulanmasıdır. Nedeni: Rönesans ve Reform hareketlerinin yol açtığı özgür düşünce, bilim ve teknik alanda gelişmelere ortam hazırladı. Coğrafi Keşiflerin başlattığı sömürgecilik hareketleri ile Avrupa zenginleşti. Teknik gelişmelerin üretim alanına uygulanmasıyla da endüstri devrimi doğdu. Birinci Sanayi Devrimi : Sanayi, devrimlerle doğmadı. Devrim öncesinde de vardı; işçiler, mesela dokumacılıkta, imalatçı tacirler hesabına evlerinde çalışıyorlardı; demirciler, dökümhanelerde de dışarıdan sipariş alıyorlardı. Ama bütün bunlar zanaat düzeyindeydi. Oysa, XVIII. yüzyıl sonlarına varıldığında bu konuda büyük değişiklikler ortaya çıktı. Bu değişimler, üretim araçlarını hem nicelik hem de nitelik olarak etkiledi. Makinelerin gelişimi ve dolayısıyla maliyetlerinin yükselişi, artık işçilerin bunlara tek başlarına sahip olamayacaklarını gösteriyordu. Buharın kullanımı da bu makineleri bir araya getirme, yani fabrikada bir bina içinde toplama zorunluluğu getirdi. Böylece ekonominin verileri, aynı zamanda da günlük yaşamın çerçevesi değişti. Ayrıca taşımacılıktaki ilerlemeler de bazı dönüşümlere neden olacaktı. Bu arada teknik yenilikleri belirtmek yerinde olur: makinelerde buharın kullanımı, kömür ve demir sektörünü etkileyerek " birinci " sanayi devrimine damgasını vurdu; taşımacılık alanında, demiryolu, deniz ulaşımı ve karayollarında teknik gelişmeler görüldü; dokuma... Devamı

BAĞIMLI VE BAĞIMSIZ DEĞİŞKEN NEDİR

2013-04-15 11:08:00

Bağımlı değişken ve bağımsız değişken terimleri:  Bilimin standart terminolojisi içinde matematik ve istatik bilim alanlarında birbirine benzer fakat farkedilir gibi değişik anlamlarda kullanılır. Genel olarak incelenen bir sürecin niceliklerini ikiye ayırmaya ve bir sürecin başlangıcında olan nicelikler ile bu sürecin ortaya çıkardığı nicelikleri birbirlerinden ayırmakla ortaya çıkarlar. Bir sürecin ortaya çıkardığı (bağımlı değişkenler) niceliklerin bu sürecin başında bulunan (bağımsız değişkenler) nicelikler dolayısıyla ortaya çıktıklari kabul edilir. Bağımlı değişken ve bağımsız değişken birbirine bağlı olarak değişen değerler olarak atfedilir. Bağımlıdeğişkenler, bağımsız değişkenlere tepki olarak değiştiği gözlenen değişkenlerdir. Bağımsız değişkenler ise bağımlı değişkenlerde bir değişime neden olmak için bilinçli veya kasti bir şekilde manipüle edilen değişkenlerdir.  Basitleştirilmiş bir örnek Tipik olarak bir bağımsız değişken değiştirilen veya yönlendirilen değişkendir ve bir veya birkaç bağımsız değişkenin ayarlanıp değistirilmesinin gözümlenir bir sonucu olarak bir bağımlı değişken ortaya çıkar. Örnek olarak beslenme bilimi içinde, alınan günlük C-vitamini miktarı bağımsız değişken olarak bir kişinin hayat uzunluğu bağımlı değişkenine etkisi incelenebilir. Beslenme uzmanları (diyelim 65 yaşını aşmış kişiler arasından rasgele seçilmiş olan 100 kişilik) bir gözlem grubunun aldığı günlük C-vitamini uzunlukları arasında pozitif anlamlı istatistiksel fark olup olmadığı incelenebilir. Bu araştırmanın hedefi bağımsız değişken olan günlük C-vitamini dozunun bağımlı değişken olan kişilerin hayat uzunluklarına olan etkisini incelemektir.  ... Devamı

DENK KESİR PAY PAYDA NEDİR

2013-04-15 11:04:00

DENK KESİR PAY PAYDA NEDİR  Denk kesir, bir kesrin genişletilmiş ya da sadeleştirilmiş halidir. Örneğin 1/2 ve 2/4 kesirleri denk kesirlerdir. Çünkü 2/4 kesri 1/2 kesrinin 2 ile genişletilmiş halidir ve her iki kesir de bir bütünün yarısını gösterir.   Pay=bir bütünün eş parçalarından kaç tanesinin alındağını belirtir. Payda=bir bütünün kaç eş parçaya bölündünü belirtir. bir kesrin pay ve paydasının aynı sayma sayısı ile çarpılmasına kesri genişletme denir.not:genişletilen kesrin değeri değişmez.bir kesrin pay ve paydasını aynı sayı ile bölmeye ise sadeleştirme denir.not:sadeleştirilen kesrin değeri değişmez Devamı

APOTAMKİN NEDİR KİME DENİR

2013-04-15 10:47:00

APOTAMKİN NEDİR KİME DENİR  Mısır,Peru, Amerika ve bir çok ülkenin en yırtıcı yaratıklarıdır. Özellikleri:ölümsüz,hız,güç,kan içici,soğuk tenli ve sınırsız özellikleridir.Vede vampir olarak tanınırlar.  Devamı

ÇİP CHİP NEDİR NERELERDE KULLANILIR

2013-04-15 10:39:00

ÇİP CHİP NEDİR NERELERDE KULLANILIR  Çip (Chip) (çip okunur), küçük bir elektronik parça. Silisyum bir taban üzerine, birbirlerine altın ve alüminyum tellerle bağlanan çok sayıda transistörün oturtulmasıyla yapılır. İlk kez, elektronik mühendisleri Jack Kilby ve Robert Noyce tarafından, ayrı laboratuvarlarda fakat aynı zamanda yapılan chip, büyük bilgisayarların saklayabileceği bilgilerin 10 katını saklayabilir. Kullandığı enerji de çok azdır. Chip, içine yerleştirilmiş transistör sayısına göre değişik amaçlara hizmet eder. Transistör sayısı arttıkça kullanım alanı da karmaşıklaşır. Örneğin, 5.000 transistörlü bir chip, elektronik dijital saatlerde, 100.000 transistörlü bir chip ise küçük bilgisayarlarda kullanılır. Projelendirme, işletmecilik, elektronik araştırma ve eğitim araçları, güdümlü füzeler, uçaklar, yapay organlar, elektronik işitme aygıtları, kalp atışlarını düzenleyen aygıtlar vb. birçok alanda, chip kullanımı yoluyla önemli gelişmeler sağlanmıştır. Chip teknolojisini geliştirmeye çalışan uzmanlar, gelecekte bir chipe çok daha fazla transistörün yerleştirilebileceğini söylemektedir.  Devamı

İslam Öncesi Dönem'de Arap Edebiyatı

2013-04-14 08:45:00

Arap Edebiyatı, anadili Arapça olan kavim ve ulusların ortaya koymuş oldukları edebiyat yapıtlarını kapsar. Arapça Arap Yarımadası'nda ilkçağlardan beri kullanılan bir dildir. İslam dininin ortaya çıkışından sonra yayılarak İspanya'dan Endonezya'ya kadar uzanan bir alanda 600 yıl boyunca kültür dili durumuna gelmiştir. İslam Öncesi Dönem'de Arap Edebiyatı Cahiliye dönemi adı da verilen İslam Öncesi Dönem'de Arap edebiyatında şiirin özel bir yeri vardı. Devesinin sırtında uzun çöl yolculuklarına çıkan Bedeviler'in söyledikleri türküler Arap şiirinin kaynağını oluşturur. Yiğitliği, sevgiyi, çöl yaşamını anlatan bu türkülere deveci türküsü anlamına gelen hida denir. Göçer çöl insanının söylediği bu türküler kentlerde söylenmeye başlanınca belli değişikliklere uğrayarak kesin ölçüler kazanmıştır. İslam öncesi Arap şiirinden günümüze kalan en önemli örnek Muallakati seba'dır (Yedi Askı). Bu şiirler Ukaz panayırında düzenlenen bir şiir yarışmasında beğenilerek Mısır ketenine yazılmış ve Kâbe'ye asılmıştı. Hidalarla benzer konuları işleyen bu şiirlerde gelişmiş bir dil ve anlatım görülür. Hangi yıllarda yazıldığı kesin olarak bilinmeyen Yedi Askı şiirlerini İmruü'l-Kays, Tarafe ibnü'l-Abd (539-564), Haris bin Hilliza, Amr bin Kulsum, Antere bin Şeddad, Züheyr bin Ebu Sulme, Lebid adlı şairler yazmıştır. Yedi Askı şairleri dışında ünü günümüze kadar gelmiş başka şairler de vardır. Koltuğunun altında uzun bir bıçak taşıdığı için Teabata Şarran adıyla bilinen şair bunlardandır. Şiirlerinde üstüne binerek dolaştığı koçundan, hayal ettiği korkunç yaratıklardan söz eder. Kurnazlığı ve sava... Devamı

ANALİTİK FELSEFE NEDİR TARİHÇESİ

2013-04-14 08:39:00

Analitik felsefe Hegel kökenli Mutlak Gerçeklik kavramı ve idealist sentezine karşı bir reaksiyonu temsil eder. İdealist felsefedeki gerçeğin görünüşlerden büsbütün bağımsız olduğu ve felsefenin de bu bağımsız alanla ilgilendiği kabul edilmekteydi. Analitik felsefede ise felsefenin işlevinin duyularımızdan bağımsız olduğu varsayılan veya inanılan alanla ilgili spekülasyon yapmak değil bilgi dediğimiz şeyin hangi anlamda bir bilgi olduğunu lingüistik araştırmalarla analiz etmek ve felsefeden entelektüel kargaşa veya yanlış anlama gelen ve hatta yanlış sorulan soruları ayıklamak olduğunu kabul edilmektedir. Analitik felsefe terimi, yirminci yüzyılın başından itibaren, özellikle Anglo-sakson coğrafyada, değişik adlar altında olup tümü dil analizine dayanan felsefî araştırmaları belirtmek için yaygın olarak kullanılmıştır. Analitik felsefe incelendiğinde, her şeyden önce dikkati çeken şey, amaçların, ilgi alanlarının ve yöntemlerin çeşitliliğidir. Analitik felsefeyle yeni tanışanlar açısından görünüşte, B.Russell’ın belirli tasvirler teorisiyle L.Wittgenstein’ın dil oyunları teorisi arasında, R.Carnap’ın mantıksal sentaksıyla 70’li yıllarda geliştirilen doğal dillerin formel semantiği arasında, Viyana Çevresi’nin metafizik karşıtı tavrıyla zorunluluk ve kabillik/olumsallık, mümkün dünyalar, ruh-beden ilişkisi konusundaki güncel tartışmalar arasında, hele hele Ockhamlı William’ın usturasını maharetle kullanan “büyük kadimler”in ontolojik ekonomi kaygısı ile, felsefenin nec plus ultra’sını oluşturuyor gibi görünen, fiilî olmayan imkânların, muhayyel objelerin ve bireysel özlerin serbest kabulü arasında hiçbir ortaklık yoktur. Bununla birlikte, akımların, teorilerin ve uygulamaların ç... Devamı

AMİPLİ DİZANTERİ NEDİR NASIL BULAŞIR TEDAVİSİ

2013-04-14 08:33:00

Entomoeba histolytica ismi verilen amipin yaptığı hastalıktır. Genelde tropikal ve Subtropikal bölgelerde (25 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda ve nemli bölgelerde) yaygındır. Her yaşta görülebilir. Amip yiyecek ve içeceklerle bulaşır. Sudaki amip kistleri klorlamaya duyarlıdır. Yüksek ısıda ölürler. Sinekler ve hamam böcekleri de amip kistlerinin taşınmasında rol oynar. Amipin Özellikleri Hasta, amipin bulaşıcı formunu (4 çekirdekli kist) ağız yoluyla alır. ince barsaklarda kist çatlar ve ortaya 4 tane amipçik çıkar. Bunlar da ikiye bölünerek 8 amipçik oluşur. Daha sonra kalın barsağa geçerek, hastalık yapıcı form olan trofozoid şekline dönüşürler ve olgunlaşırlar. Burada su kaybına uğrayan amip, tekrar 4 çekirdekli kist formuna dönüşür ve dışkı ile atılır. Dolayısı ile taşıyıcı olanların dışkısında bu kistler bulunur. Kistler toprak ve suda canlı kalabilirler. Amipler kalın barsağa yerleşerek yaralar oluştururlar. Kalın barsağın herhangi bir yerine yerleşebilirler, ancak kan akımının az olduğu yerleri tercih ederler. Acak kalın barsağa yerleşen her amip hastalık yapmaz. Belirti ve Bulgular Kuluçka süresi 4-5 günle 1-4 ay arasında olabilir. Su ile bulaşmış olan amipler daha şiddetli hastalık yapar. İştah azlığı, kilo kaybı, kusma ve kanlı ishal ile seyreder. Bazen hiç bir belirti gözlenmez. Kalın barsakta delinme nadiren olur. Ancak genelde kalın barsakta kitleler (ameboma) meydana getirirler. Hastalık oluşumu genelde vücut direncinin düşmesi ile ortaya çıkar, ileri derecedeki hastalarda amip kana karışarak yayılır ve karaciğer, dalak, akciğer, beyin, deri ve idrar yollarında abseler yaparlar. Karaciğer tutulduğunda (hepatik amibiazis) ateş, terleme, karaciğerde hassasiyet ve karaciğer büyümesi görülür. 2-3 haftada tüm karaci... Devamı

AMENAJMAN NEDİR ANLAMI

2013-04-14 08:28:00

Amenajman, ormanların nasıl, ne zaman ve ne ölçüde kullanılacağını, ormanların sürekliliğinin sağlanması için ormancılık faaliyetlerinin (biyolojik, ekonomik, teknik ve sosyal) tümüne ve ormanlardan daha fazla nasıl verim alırız sorusuna yanıt arayan bilim dalı.    Devamı

YEDİ SEKİZ HASAN PAŞA KİMDİR HAYATI

2013-04-14 08:16:00

Yedi Sekiz Hasan Paşa (d. 1831 - ö. 23 Ocak 1905), Osmanlı paşası. Osmanlı Ordusu'nda erlikten mareşalliğe kadar yükselebilen nadir isimlerdendir. Okuma yazması zayıf olduğundan, imzası Arapça yedi (٧) ve sekiz (٨) rakamlarından oluştuğu için bu lakabı almıştır. 1831'de Çorum'da doğdu. Askerliğine kadar demirci ustası olan babasının yanında çalışıp, askerlik vazifesiyle İstanbul'a geldi. Kırım Savaşı'na katılıp büyük yararlılıklar gösterdi. İstanbul'a dönüşünde çavuş oldu. Gözüpekliğiyle, daha çok Arnavut ve Çerkeslerin tekelinde olan muhafız alaylarında kendine yer edindi. Muhafız olarak katıldığı bir hac seferi sonrası içinde bulunduğu gemiyi batmaktan kurtarınca, Abdülmecit tarafından mülazımlık (teğmen) payesiyle ödüllendirildi. Abdülaziz'in saltanatında Ağa payesiyle Beşiktaş karakol komutanı oldu. Ramazanda yemek yiyip, içki içenleri dövüp sonra Allah ıslah etsin ! diye bıraktığı rivayet edilir. II. Abdülhamit'i devirmek için Çırağan baskınını gerçekleştiren Ali Suavi'yi bir sopayla kafasına vurarak öldüren Hasan Ağa'ya bu olaydan sonra paşalık (mareşallik) unvanı verildi. Osmanlı-Rus Savaşında Kafkas cephesinde büyük yararlılıklar gösterdi. Yedi Sekiz Hasan Paşa'nın adı son zamanlarda yakın Osmanlı tarihi bağlamında tartışmaya yol açmıştır. Bu ismin okuma yazma bilmediği için verildiğini iddia edenler olmakla birlikte bu gerçeği yansıtmamaktadır, Çorum yerel tarihi bağlamında yapılan araştırmalarda bunun doğru olmadığı kanıtlanmış olup çocukluğunda medrese eğitimi aldığı ortaya çıkarılmıştır. Ancak imzasını Arapça yedi ile sekiz rakamlarını yazıp bu sayıyı bir çizgiyle birleştirdiği doğrudur. Paşa, II. Abdülhamit'in en güvendiği ikinci ... Devamı