cengizdamar 23 Takipçi | 0 Takip
Kategorilerim

NEDİR

BURÇLAR VE FAL

DEĞERLİ TAŞLAR

SANAT

KADINLAR VE EKEKLER

HATTUŞAŞ YANYOR-TARİHİ ROMAN

TARİH

Şiir

Sağlık

Öykü

DİN DERSİ

Haber

Ünlüler

Bilim

Aşk

Spor

Eğitim

Hobi

EDEBİYAT

Müzik

Hayvanlar

Yaşam

VÜCUDUMUZ VE ORGANLARIMIZ

PADIŞAHLAR

CENGİZ DAMAR-ŞİİRLER

CENGİZ DAMAR-MAKALELER

CENGİZ DAMAR-ÖYKÜLER VE HİKAYELER

ÜNLÜ RESSAMLAR

COĞRAFYA TÜRKİYE

BİTKİLER

MASALLAR

ATATÜRK

MATAMATİK- GEOMETRİ

OSMANLI İMPARATORLUĞU

SİLAHLAR

DİL BİLGİSİ -TÜRKÇE

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
Diğer İçeriklerim (1408)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (23)

Fatihin Üvey Annesi Mara Kimdir

2013-09-22 15:27:00

  A) Fâtih’in üvey annesi Mara ile öz annesi Hiima Hâtûn bazılarınca yanlışlıkla ve bazılarınca da kasden birbirine karıştırılmaktadır. Bunlardan birincisi, Fâtih’in üvey annesidir ve Sırp Kralı George Bronkoviç’in kızıdır. Çocuksuzdur ve ömrünün sonuna kadar Ortodoks olarak yaşamıştır. II. Murad vefat edince, başkasıyla evlenmeyi kabul etmeyip Sırbistan’a dönmüştür. Sonra 1457’de İstanbul’a kaçmış ve Fâtih de üvey annesine her türlü yardımı yapmıştır. Nitekim temliknâmeleri vardır ve bu belgelerde edeb gereği validem de demiş olabilir. Sonra da Serez’deki bir Manastır’a çekilmiş ve 1487 yılında II. Bâyezid devrinde vefat edince Kornea Manastırına gömülmüştür Devamı

FATİH' İN EŞİ ÇİÇEK HATUN KİMDİR

2013-09-22 15:25:00

Fatihin Gözdesi Çiçek Hatun Kimdir Çiçek Hatun (ö. 1498), yedinci Osmanlı Padişahı II. Mehmed'in eşi, Cem Sultan'ın annesidir. Çiçek Hatun hakkında Sırp, Fransız veya Rum olduğuna dâir ri­vayetler olan bir hanım sultan. Ali adında da bir kardeşi var­dır. Sultan Fâtih'in haremine 1457/58'de alındığı sanılıyor. 1459 senesinde; şehzade Cem'i dünyaya getirmiştir. II. Bayazıd'ın annesi, Gülbahar Hatun ile Çiçek Hatun, şehzadelerini tahta oturtmak için karşılıklı rekabet içinde olmuşlardır. Fâtih Sul­tan Mehmed vefat ederken, Çiçek hatun oğlu Cem'in yanında bulunuyordu. Cem; ağabeyi Bayezid'e ülkeyi taksim teklifi yaptığı zaman, red cevabı aldı. Bunun üzerine iki kardeş sa­vaştı, bölünme anlayışına karşı olan Bayezid savaşta galip geldi. Şehzade Cem, validesini, hanımını ve çocuklarını alarak Kahire'ye gitti. Cem'in esareti boyunca Çiçek hatun bir anne olarak Kahire'de acıklı bir hayat sürdü . 903/1498'de, orada Ömrünü tamamladı. Başka kaynaklarda ise: Çiçek Hatun, 1498 yılında İstanbul'da baş gösteren vebaya yakalanarak,vefat etmiştir. Devamı

3. Valad Kazıklı Voyvoda Kimdir

2013-09-22 15:23:00

3. Valad Kazıklı Voyvoda Kimdir Voyvoda III. Vlad düşmanlarını (özellikle esir aldığı Osmanlı askerlerini) kazıklara çakarak işkenceyle öldürmesiyle tarihe geçmiştir. Sonradan Bram Stoker’ın Drakula romanına ve Drakula filmlerine konu olmuştur.     Osmanlılar tarafından Kazıklı Voyvoda, kendi milleti Ulahlar tarafından Tepeş (cellat), Macalarlar tarafından ise Drakul (şeytan) olarak adlandırılan III.Vlad, kardeşi Radul ile birlikte 1442 yılında Eflak tarafından Osmanlılar’a rehin verilmişti. Osmanlılar’a rehin verildiğinde on iki yaşında olan Vlad, Edirne sarayında tutuluyordu. Burada Şehzade Mehmed (II.Mehmed) ile birlikte Molla Gürani’nin derslerine katıldı.     Fatih Sultan Mehmed, kendisi ile iyi ilişkiler içerisindeki Vlad’ı 1456’da Eflak prensliğine atadı. Zeki ve cesur bir yapısı olan Vlad, Osmanlılar’dan öğrendiği komuta ve idare yetenekleriyle kendisini kabul ettirdi. Boğdanlıları ve Macarları birkaç defa bozguna uğratmıştı.     III.Vlad’ın Şatosu   Osmanlı Devleti’ne sadık görünüyor, her yıl haracını bizzat padişaha getiriyordu. Padişah da kendisine hil’atler giydirip ihsanlarda bulunuyordu. Ancak Fatih, Mora ve Karadeniz sahilleri ile uğraşırken Vlad eski bağlılığını göstermemeye başladı. Artık vergilerini bizzat getirmek bir yana, hiç göndermiyordu. Kendi hükmü altındaki insanlar dahil olmak üzere çevre ülkelerin de mensuplarına zulüm etmeye başladı. Batılı kaynaklar onun işkencelerinden uzun uzun söz etmekte ve vahşi bir ca     Voyvoda   Bu görevi 1456′dan 1462′ye değin sürdürdü. Bu tarihler arasında rakiplerini çeşitli yöntemlerle cezalandırdı ve idam etti... Devamı

FATİHİN VEZİRİ CANDARLI HALİL PAŞA KİMDİR HAYATI

2013-09-22 15:19:00

Çandarlı Halil Paşa (d.? - ö. 1 Haziran 1453), 1439-1453 tarihleri arasında sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamı. İstanbul'un fethinden hemen sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından idam ettirildiği 1 Haziran 1453 tarihine kadar 15 yıl vezir-i azamlık yapmıştır. Osmanlı tarihinde idam edilen ilk sadrazamdır. Hayatı Osmanlı Devleti Kuruluş Dönemi başvezirlerinden olan Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa'nın torunu ve Çandarlı İbrahim Paşa'nın oğludur. İyi derecede medrese eğitimi görmüştür.  Bir vakfiye'de 1436'da kazasker olduğu kaydı bulunmaktadır. Sadrazam olan babası Çandarlı İbrahim Paşa vefat ettikten sonra ilmiye sınıfından ayrıldığı belirtilmektedir. II. Murat saltanat döneminde 1439'da başvezir olan Osmancıklı (Amasyalı) Koca Mehmed Nizamüddin Paşa vefat ettikten sonra başvezirlik görevine geçmiştir. 1439 ile 1451'e kadar dönemde iki defa devlet işlerinden uzaklaşarak Manisa'ya çekilen II. Murad'ın yerine gelen genç oğlu II. Mehmed'in birinci sultanlık döneminde fiilen Osmanlı Devleti'ni yönetmiştir. Bu dönemde özelikle Anadolu beyliklerine karşı yapılan sert müdahelelerin önüne geçerek büyük bir iç karışıklığı önlemiştir. Edirne-Segedin Antlaşması'nın koşullarından hoşnut kalmayan Papalık, Kardinal Giuliano Cesarını vasıtasıyla Macar komutanı János Hunyadi'yı "Papa’nın onayı olmadığından dolayı geçersizdir." iddiasıyla antlaşmayı ihlale yöneltmesi ile Balkan ülkelerinin büyük bir Haçlı ordusu oluşturarak Macar/Lehistan Kralı I. (III.) Ladislav komutasında önce güneye Balkanlardan sarkarak sonra doğuya Varna 'ya yönelmeleri ile büyük tehdit altına kalan Osmanlı Devleti ordusunun başına tekrar tahttan feragat etmiş olan II. Murat'ın gelmesini s... Devamı

ÇANDARLI PAŞA NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ NASIL ÖLDÜ

2013-09-22 15:14:00

II. Murad Han Macar kralı ile bu 10 senelik Segedin saldırmazlık anlaşmasını imzalar imzalamaz  hemen tahtını, 12 yaşındaki oğlu Fatih Sultan Mehmed’e devretti, Manisa’ya çekildi. Osmanlı tahtına 12 yaşında bir çocuğun geçtiğini duyan zamanın papası, yardımcısı kardinal Sezerani’yi hemen Macar kralına gönderdi. Kardinal, papanın temsilcisi olarak, Macar Kralı’na: -Papa’nın senden isteği şudur. Türk tahtı 12 yaşında bir çocuğa kaldı. Hemen asker topla ve Türkleri Avrupa’dan atalım. Geldikleri Orta Asya’ya gönderelim. Dedi. Kral ise: -Efendim ben Segedin anlaşmasını, kutsal İncil üzerine yemin ederek imzaladım. Eğer bozarsam Allah bana belalar gönderir… Dedi. Kardinal tarihe geçen ve Haçlıların Müslümanlara bakışını özetleyen şu meşhur sözünü söyledi: -Papa buyurdu ki, Müslümanlara karşı edilen yeminler yemin sayılmaz. Yeminini bozsun!.. Papa’nın buyruğunu duyan Macar Kralı, İncil üzerine el basarak ettiği yeminini ve anlaşmayı böylece bozdu. Bulgaristan tarafından Osmanlı toprağına tecavüz etti. 12 yaşındaki genç Padişah 2.Mehmed Han, Çandarlı Halil Paşa’nın israrlı telkinleri sonucu, Babası Murad Han’a, ordunun başına tekrar geçmesi için elçiler gönderdi. Murad Han: -Osmanlı tahtında bir Padişah oturmaktadır. Her ne tedarik gerekirse kendisi yapacaktır. Biz köşemize çekildik ve burada kalacağız. Diyerek elçileri geri çevirmiştir. Genç Padişah bu sefer kendi dehasını da konuşturarak babasına bir mektup yazmıştır. Demektedir ki: -Devletin ve ordunun sana ihtiyacı vardır. Padişah sen isen gel makamına otur, ordunun başına geç. Yok eğer Padişah ben isem sana emrediyorum, gel makamına otur ve ordunun başına geç! 2. MURAD HAN GERİ GELİYOR ... Devamı

HERŞEY SENİNLE GÜZELDİ

2013-09-21 20:44:00

Bir sonbahar günüydü, günlerden pazardı. Ağaçlardan dökülmüş yapraklar üzerinde, ellerim cebimde renkli bir yolda yürüyordum. Ağaçlar mevsimlik elbiselerini, dallarından bir bir çıkarmaya başlamıştı. On veya on beş gün sonra çırılçıplak kalarak, tabiat ananın sihirli fırçasıyla, doğayı beyaza boyamasını bekliyorlardı. Rüzgârlar şimalden sert esiyordu. Kurumaya yüz tutmuş yapraklar, rüzgârın hışmından kurtulmak için, sağa, sola kaçıyorlardı. Kuşlar artık, birbirlerine serenat yapmayı bırakmışlardı. Beyaz bulutlar hızla meçhul diyarlara doğru mavimtırak gökyüzünde kulaç atıyorlardı. İşte böyle bir gündü. İçimden güz yağmurları yakında başlar diye tam geçirirken, bu gizemli ortamı bozan, telefonum sesi duyuldu. Arayan kim diye baktım. Numara gözükmüyordu. Telefonumu merakla kulağıma götürdüm. Bir müzik çalıyordu. Çalan müziği hemen tanıdım. Ürpererek dinlemeye başladım. Şarkı bitince, telefonum kendiliğinden kapandı. Birkaç kere istemeden, kapalı telefona alo alo diye bağırdım. Yıllar sonra, her notası bende iz bırakan, bu ortak şarkımızı dinlerken gözlerim dolmuş, dudaklarım titremeye başlamıştı. Eski bir ahşap banka doğru yürüdüm. Bankın üzeri ağaçlardan düşmüş, yapraklarla kaplıydı. Usta bir ressamın üşenmeden rengârenk boyadığı, bu yaprakları temizlemeden, öylece üzerlerine oturdum. Kulaklarımda hala, bizim şarkımız çalıyordu. Şarkı bitiyor. Beynimde bu kim olabilir sorusu. Onun yerini alıyordu. Biraz önce dinlediğim, bizim şarkımızı, ikimizden başka bilen yoktu. Bu şarkıya benimle söyleyen kişi, toprağın altında yatıyordu. Onu oradan, kimse çıkaramazdı. Beynim bu kim olabilir, sorusuna kilitlenmi... Devamı

HANGİ ÜLKEDE NE KADAR TÜRK YAŞIYORMUŞ

2013-09-21 20:42:00

  Almanya 1.938.831 ABD 850.000 Fransa 523.794 Hollanda 364.000 Yunanistan 153.563 Avusturya 145.900 Suudi Arabistan 140.000 İsviçre 94.200 İngiltere 72.458 Belçika 70.716 Danimarka 43.066 Rusya 42.808 Kanada 39.000 Avustralya 33.500 KKTC 28.073 İtalya 16.414 İsrail 14.000 Libya 13.000 Kazakistan 7.500 Türkmenistan 6.000 Özbekistan 4.600 Kuveyt 3.780 Kuveyt 3.780 BAE 2.650 Japonya 2.300 Ukrayna 1.900 Gürcistan 1.700 İspanya 1.597 Katar 1.500 Ürdün 1.400 Meksika 1.200 İrlanda 800 Yeni Zelanda 590 Fas 587 Güney Kore 560 Tacikistan 500 Moldova 300 ... Devamı

RAP MÜZİK NEDİR NEREDE DOĞMUŞTUR

2013-09-20 10:12:00

Rap Müziğin Tarihi Kısaltılmış haliyle, Rythmic American Poetry ( Ritmik Amerikan Şiirleri ) olan Rap müzik, 1970li yılların başlarında New York’un gettolarında doğdu. Amerika’da Harlem, Bronx gibi ezilen ve adeta insan muamelesi göremeyen siyahların yoğun olduğu yerlerde siyahi müzisyenler rapin temellerini attı. Müzisyenler, Jazz, R&B ( Rhytme and Blues ) ve Funk müziklerini karıştırarak, bir beat ( müzik altyapısı ) yapıp üstüne de ryming ( uyak ) yaparak doğaçlama olarak yeni bir müzik akımını başlattılar. Rap müziğin beraberinde getirdiği bir takım kavramları da burada incelemekte fayda var: Graffiti ( sanatsal zaruretler gereği oluşan ) yazı çizim sanatı, özellikle Paris, New York gibi büyük metropollerde ve gettolarda kendine yer buluyordu . Freestyle, doğaçlamadır. Bu yönüyle Anadolu’da yıllardır var olan aşık atışmasına benzemektedir. Bol giyinmek ise, düzgün fiziği belli etmeyi ve dar giyimden oluşan rahatsızlığı protesto etme ve insanları özgür bırakarak rahatlığı ön plana çıkarmasından ileri geliyordu. Breakdance ise, gerek figürleri gerekse fiziği kullanışıyla aşırı efor gerektiren bir dans türü olup bu açıdan da sürekli hareket i temsilden ileri gelmekteydi. Hip-Hop ise bütün bunların geneline verilen isimdi. Rap müziğin tarihine baktığımızda, 80li yıllara kadar beklenen ilginin rap müziğine gösterilmediğini görmekteyiz. Ancak 80li yıllardan sonra müzikle beraber teknolojinin de gelişme göstermesi ile birlikte, rapte kullanılan sample ( üst müzikler ) lar ciddi bir patlama göstermiştir. Bu sayede başta Amerika ve Avrupa olmak üzere birçok metropollerde rap müzik ve beraberinde kültürü yayılmaya başlamıştır. Rap müzik sanıldığının aksine sadece argo terimler içer... Devamı

KORKU FOBİ NEDİR FOBİ ÇEŞİTLERİ

2013-09-20 10:08:00

Fobi, bir şeye karşı duyulan korkunun, bireyin gündelik yaşamını olumsuz yönde etkilemesi hali. Fobi kelimesi, Yunanca Phobos kelimesinden gelir. Phobos, Yunan mitolojisinde dehşet tanrısıdır. Korku'dan fobi'ye Her canlı, birey olarak varlığını tehdit eden ya da tehdit riski taşıyan varlık ve durumlardan içgüdüsel olarak kaçınır. İnsan bilincinde bu kaçınma, korku olarak algılanmaktadır. Korku bu haliyle, kişinin varlığını, yaşamını sürdürmesine hizmet eden savunma sistemlerinin bir ön-uyarı mekanizmasıdır ve yaşamın sürdürülebilmesi için gereklidir. Örneğin, her insan şu ya da bu ölçüde köpekten korkar. Hafif ya da ağır, hatta ölüme neden olabilecek bir tehlike kaynağı olabilecek köpekten korkmak, olağandır ve gereklidir. Bir köpekten gelebilecek tehlike için gereken önlemleri alarak bu korkunun üstesinden gelebilmek, böylece bir köpekle fiziksel ya da duygusal temas kurabilmek düzeyinde tutulabilen köpek korkusu, hastalıklı bir durum olarak kabul edilemez. Çünkü bu haliyle, kişinin kontrolünden çıkmış, onun istencine hükmeden, sonuçta günlük yaşamını olumsuz yönde etkileyen bir duygu-durum değildir. Korkunun, "kontrolden çıkması", yaşamın sürdürülmesi için gerekli olan bir ön-uyarı sistemiyle uyum sağlanamaması anlamındadır. Kişi, o korkunun, onu kaçınmaya zorladığı durumlardan kaçınmayı sağlayamaz ya da bu kaçınma, onu duygusal olarak rahatlatmaz. Yine endişe ve korku içindedir ve bu anksiyete onun günlük yaşamını istediği tarzda sürdürmesine olanak vermez. Onun, sanki kendi dışında işleyen bir mekanizma gibi, kendi istencine hükmeden bir dış güç gibi işlev görür. Bu haliyle, yaşama hizmet eden korku, yaşama... Devamı

GÖKTÜRKLER DEVLETİ NEREDE KURULDU GÖKTÜRKLER

2013-09-20 10:01:00

    Asya Büyük Hun İmparatorluğu’ndan sonra, her bakımdan temsil ettiği Türk kültürü itibariyle ikinci “süper” Türk imparatorluğu niteliğinde olan Gök-Türk hakanlığı, “Türk” sözünü ilk defa resmî devlet adı olarak benimsemekle, bütün bir millete ad vermek şerefini kazanmış, Doğu Sibirya’daki Yakut Türkleri ile batıda Ogur (Bulgar) Türklerinin bir kısmı dışındaki Türk asıllı bütün kütleleri kendi idaresinde birleştirmiştir. Hakanlığın yıkılmasından sonra bir yelpaze gibi açılarak dört tarafa yayılan çeşitli Türk zümreleri gittikleri yerlerde ‘Türk” adını ve Gök-Türk idarî, siyasî ve iktisadî geleneklerini yaşatmışlardır. Yine bütün bu Türklerin tarihinde Gök-Türk teşkilatının, edebiyatının, töre ve hayat telakkisinin izleri görülmüştür. Gök-Türklerden sonraki çağlarda, R Türkçesi (Ogur lehçesi) müstesna, bütün Türk lehçe ve ağızları Gök-Türk Türkçesi’nin damgasını taşır. Doğudan batıya: Orta Asya, Türkistan, Maveraünnehir, Kuzey Hindistan, İran, Anadolu, Irak, Suriye ve Balkan Türkleri, Gök-Türkler yolu ile Türk’tür.  Bizim bugün diğer Türk devlet ve zümrelerinden ayırdetmek üzere Gök-Türk (Kök-Türk) dediğimiz bu topluluk ve devletin adı “Türk” veya “Türük” idi. Ancak, kitabelerin bir yerinde, kendini Gök-Türk olarak tanıtmıştır ki, “Gök’e mensup, ilahî Türk” manasına gelen bu tabir, V. Thomsen’e göre  hakanlığın parlak devresine işaret etmekte olmalıdır (herhalde Mu-kan Kağan zamanı).  ... Devamı

SİRKENİN YAPILIŞI VE FAYDALARI

2013-09-20 09:35:00

SİRKE, yemek ve salatalarımıza çeşni veren, ayrıca turşu yapımında kullanılan ekşi (asitli) bir maddedir. Ekşimiş üzüm ve elma suyu demek olan sirkede bol miktarda C vitaminiyle bazı madeni tuzlar bulunur. Bu yüzden sirkenin besin değeri yüksektir ve vücudumuza çok faydası vardır. Sirkede yüzde 6-7 oranında asetikasit (sirke ruhu) mevcuttur. Bilhassa bu sirke asidi; iştah açar, sindirim salgıların artırıp hazmı kolaylaştıran ve sirkeye ferahlatıcı hoş kokusunu veren maddedir. Yapılışı Tabii sirke, elma veya üzüm suyunun 15 gün kadar bir kapta üstüne tülbent örtülerek bekletilmesi ve süzülmesiyle elde edilir. Böylece meyve kalıntılarından arındırılır. Hava almasına imkân vermeyen şişelere tam dolacak şekilde aktarıldıktan sonra serin, loş ve güneş ışığı almayan bir mekânda saklanır. Kullanıldığı yerler Sirkenin tam bir şifa kaynağı olduğu günümüzde anlaşılmıştır ve hayatımız için önem arz eden çok sayıda mineral ve vitaminleri ihtiva ettiği bilinmektedir. Şifa amacıyla kullanmak için; bir bardak suya 2 tatlı kaşığı elma sirkesi ve 1-2 tatlı kaşığı bal katarak, günde 3 defa, mümkünse yemeklerden önce (fazla kilo problemi için de etkili olan elma sirkesi bu amaçla kullanılacaktır mutlaka) alınmalıdır. Yine her sabah aç karına bir defa alırsak sağlığımızı korumada faydalıdır. Sirkeyi salatalarda, çorbalarda vs aroma vermek ve iştah açmak için de kullanabiliriz. Sağlığımıza faydaları • Sirke asidi normal dozlarda dahi mikrop öldürücü özelliğe sahiptir. Bu sebeple bazı salğın hastalıklara karşı tıbbi ve ciddi bir tedbir olarak hep tavsiye edilir. • Yine bağışıklık sistemini güçlendirerek nezle, grip, boğaz ağrıları gibi enfeksiyonlara yakalanma... Devamı

ROMA RAKAMLARI HAKKINDA BİLGİLER

2013-09-19 12:28:00

Romalılar, Eski Mısırlıların yıllarca önce yaptıkları gibi, önceleri bazı sembolleri tekrarlayarak sayıları tasarladılar. Bunların nümerik değerleri şöyledir; I=1, V=5, X=10, L=50, C=100, D=500, M=1000 Bugün de zaman zaman kullanılan bu harfler, yan yana getirilerek daha büyük sayılar oluşturulabilir. Mesala “25″,”XXV” şeklinde yazılır. Bu sayılar yazılırken uyulması gereken bazı kurallar vardır: Bir harf, en fazla üç defa yan yana yazılabilir. Bir harfin sağına, kendisinden daha küçük değerli bir harf gelirse, toplanarak okunur. XI=11 , DCX=610 , LXXVII= 77 gibi. Sol tarafa yazıldığında ise çıkarılır. XC=90, IL=49, CD=400 gibi. Sadece bir harf yazılabilir. Hem sağa, hem de sola daha küçük değerli harfler yazılarak farklı rakamlar yazılabilir. CMLI=951, XLVII=47, CDLV=455 gibi. Roma rakamı ile yazılabilecek en büyük ve en uzun sayı “3888″ dir.(MMMDCCCLXXXVIII) Çok sık olmamakla beraber daha büyük sayılara ihtiyaç hissettiklerinde harflerin değerini “1000″ kat arttırmak için üzerlerine çizgi çizmişlerdir. Üzerinde çizgi olan harf değerleri de şöyledir; V=5000, X=10000, L=50000, C=100000, D=500000, M=1000000 Dört işlem yapma zorluğu sebebi ile günümüzde fazla kullanılmamaktadır. Bazı usuller geliştirilse de çok büyük sayılara sıra gelince yetersiz kalmaktadır. Ancak yine de bazı kitap sayfalarını numaralandırma, madde işaretleri, saatler gibi kullanım alanları vardır. ... Devamı

TUZLAR VE ÇEŞİTLERİ- KİMYA

2013-09-19 12:20:00

  Tuzların çoğu artı ya da eksi yüklü Atomlardan ya da iyon denen Atom gruplarından oluşur; * artı yüklü iyo’nlar (katyonlar) metalden, eksi yüklü iyonlar (anyonlar) ise asitten gelir. * Katı haldeki bir tuzun iyonları, belirli bir yerleşim düzeni içinde bir araya gelerek bir kristal oluştururlar. * Kristalin biçimi Tuzdan Tuza değişir; örneğin; sodyum klorür kristalleri her zaman küp biçimindedir. * Tuzların çoğunun kristali Izidratlı halde dir , yani kristal yapısına belirli oranda su bağlanmıştır. * Bu kristalleşme suyu tuzun ısıtılması yoluyla ayrılabilir ve böylece susuz bir yapı elde edilir. * Çok bilinen bir örnek, su katıldığı zaman mavi bir çözelti oluşturan beyaz, susuz Bakır sülfat tozudur. * Bu mavi çözelti buharlaştınldığında hidratlı mavi bakır sülfat kristalleri elde edilebilir, * Tuzların çoğu suda ,çözünerek (eriyerek) bir çözelti oluşturur. * Ama bazı tuzlar suda çözünemez; iki çözelti arasındaki bir tepkime sonucu oluşan bu tür bir tuz dibe çökerek ayrılır ve bir çökeıli (katı madde) oluşturur, * Tuzlar iyonlardan oluştuğundan, suda çözündük!eri zaman Elektriği iletebilirler; bu tür bir çözeltiye etektrazit denir. * Birçok kayaçta tuz bulunur; bu kayaçlardan bazıları, örneğin kireçtaşı, büyük ölçüde kalsiyum Karbonat tuzundan oluşmuştur. * Havadaki karbon dioksidin çok az,miktarı suda çözünerek seyreltik bir asit oluşturur; * bu asit de kayaç tuzlarının birçoğunu çözer. * Bu nedenle ırmaklar, göller, özellikle de denizler ve Okyanuslar büyük miktarlarda çözünmüş tuz içerirler ve en geniş d... Devamı

PENTATLON NEDİR KAÇ DALDA YAPILIR

2013-09-19 12:17:00

  MÖ 705'e doğru eski YunanistaN'daki Olimpiyat Oyunları kapsamına alınmış olan geleneksel erkekler pentatlonu, 1924'e kadar modern Olimpiyat Oyunları'nın yarışmalarından biri olmuş ve uzun atlama, disk atma, cirit atma, 200 m koşu, 1.500 m koşu yarışmalarını içermiştir. 1912'den bu yana Olimpiyat Oyunları'nın kapsamında olan modern erkekler pentatlonuysa binicilik, eskrim, atıcılık, yüzme ve krostan oluşur. Bayanlar pentatlon yarışmaları, 1960-1980 arasındaki Olimpiyat Oyunları'nda 100 m engelli koşu, gülle atma, yüksek atlama, uzun atlama, 200 m koşu dallarında yapılmış, 1989 Olimpiyatları'nda, bunlara cirit atma ve 800 m koşunun eklenmesiyle, heptatlona (yedili yarışma) dönüşmüştür. Devamı

KADDAFİ MUAMMER KİMDİR HAYATI

2013-09-19 12:10:00

  Libya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Tarih Bölümü’nü bitirdi (1963). Daha sonra Bingazi’deki Askeri Akademi’ye girdi. Mezun olduktan sonra İngiltere’ye giderek askeri alanda uzmanlık eğitimi gördü (1966). 1956′da Arap milliyetçiliğinden etkilenerek antisiyonist hareketlere katıldı. Okul arkadaşlarıyla birlikte, ileride Özgür Subaylar Hareketi adını alacak gizli bir örgüt kurdu (1959). 1969′da yüzbaşılığa yükselen Kaddafi, bu gizli örgüte dayanarak, Kral I. İdris’e karşı darbe yaptı (1 Eylül 1969). Albay rütbesi alarak silahlı kuvvetler komutanı oldu. Devrim Komuta Konseyi adına denetimi ele geçirip anayasal kuruluşları feshetti. İslam ilkelerine dayanan yeşil sosyalizm kuracağını açıkladı. Arap birliği için çalışacağını, bağımsız ülkelerle birlikte ırkçılığa, sömürgeciliğe ve toplumsal ezgiye karşı çıkacağını söyledi. ABD’nin Kaddafi’yi tanıması üzerine kral görevini terketti (7 Eylül 1969). Cemal Abdülnasır’ı örnek alan Kaddafi, Mısır’da gerçekleştirilen reformları kendi ülkesinde de uygulamaya başladı Yeni anayasa hazırlanınca başbakanlık ve savunma bakanlığı görevlerini üstlendi (16 Ocak 1970). İngiliz askeri üstlerini ve birliklerini ülkeden çıkardı. Petrol şirketlerini ulusallaştırdı. İtalyan ve Yahudi azınlığın mal varlığına el koyarak onları göçe zorladı.Kıbrıs Barış Harekatında ABD’ye kafa tutarak, Türkiye’ye yardım etmistir. Nasır’ın ölümünden sonra Arap dünyasında onun rolünü üstlenmeye çalıştı. Kimi Afrika ülkelerindeki Müslümanlara ve Arap ülkelerindeki sol eğilimli hareketlere destek oldu. SSCB’yle yakın ilişkiler geliştirdi. Afrika Birliği &O... Devamı

Kimyasal İyonik Bağlar Nelerdir

2013-09-18 20:55:00

01. İyonik Bağlar 02. Kovalent Bağlar 03. Polar Kovalent Bağlar 04. Koordine Kovalent Bağlar 05. Hibritleşme 05.01. s (Sigma bağı) 05.02. p (pi Bağı) 05.03. sp Hibritleşmesi 05.04. sp2 Hibritleşmesi 05.05. sp3 Hibritleşmesi 05.06. dsp3 Hibritleşmesi 05.07. d2sp3 Hibritleşmesi   01. İyonik Bağlar Elektronegatiflikleri farklı olan iki atom arasındaki elektron alış verişi sonucunda oluşan (+) ve (-) yüklü iyonlar birbirlerine iyonik bağlarla bağlanır. Bu iyonlar arasındaki bağ elektrostatik çekim kuvvetidir. Örnek olarak NaCl verecek olursak Na (sodyum) bir elektron vererek Na+ katyonunu oluşturur ve bu elektron Cl (klor) tarafından alınır ve Cl- anyonunu oluşturur. İki zıt yüklü iyon arasındaki elektrostatik çekim nedeniyle iyonik bir bağ oluşur. Bu kuvvetli çekim kuvvetinden dolayı erime noktaları yüksektir. İyonik bileşik oluşturma kuralları İki farklı cins atomun iyonik bir bileşik oluşturup oluşturamayacağı iyonlaşma enerjisi, elektron ilgisi, elektronegatiftik gibi özelliklerinden yararlanılarak anlaşılır. İyonlaşma enerjisi: Metalin iyonlaşma enerjisi ne kadar küçükse, yani ne kadar düşük bir enerji ile elektron verebiliyorsa o kadar kolay iyonik bileşik oluşturabilme yeteneği vardır. Periyodik tabloda soldan sağa gidildikçe katyonun üzerindeki pozitif yük artacağı için elektronun atomdan ayrılması güçleşir iyonlaşma enerjisi de büyür: Na+, Mg2+ , Al3+,… sırasında sodyumun tüm bileşikleri iyonikken magnezyum ve alüminyum kovalent bağlı bileşikler oluşturabilir. Elektron ilgisi: Ametalin elektron ilgisi ne kadar büyük olursa iyonik bileşiğin oluşumu da o derece daha kesin olur. Yine periyodik tabloda soldan sağa gidildikçe anyon üzerindeki negatif yük sayısı azalır ve elektron ilgisi artarak iyonik bileşik oluşturmaya eğilimlenir. C... Devamı

1. Milyonluk Sorunun Cevabı Neden Ekmek

2013-06-02 10:59:00

Dilin kökeninin keşfi 1. Milyonluk sorunun cevabı: Yunan tarihçisi Heredot, Tarihler eserinin ikinci cildinde I. Psamtik ile ilgili bir anekdottan bahsetmiştir. Mısır'a yolculuğu sırasında Heredot, Psammetikus'un ("Psamtik") iki çocuk üzerinde deney yaparak dilin kökenini araştırdığını duymuştur. Söylenilenlere göre yeni doğmuş iki bebeği, onlara bakması için bir çobana teslim ederek, kimsenin onlarla konuşmasına izin vermemesini tembih etmiştir, çocuklar büyüdüğünde ise konuştukları ilk kelimeleri tespit etmesini istemiştir. Firavunun oluşturduğu hipoteze göre, dışarıdan müdahale edilmediğinde çocukların söyleyeceği ilk kelimeler, tüm insanların dilinin kökenini belirleyecektir. Çoban bir gün çocuklardan birinin "bekos" diye bağırdığını duyar ve bunun Frigce olduğu sonucuna varır. Çünkü "bekos" kelimesi Frigce "ekmek" anlamına gelir. Bu şekilde, Friglerin Mısırlılardan ve öteki milletlerden daha eski olduğu ve Frigce'nin insanların orijinal dili sonucuna varırlar. Heredot dışında, günümüze ulaşan ve bu hikayeyi doğrulayan başka bir kaynak yoktur. Devamı

Beyaz Umutlarım Eriyor-Şiir

2013-05-27 20:38:00

Dudaklarımda ayrılık şarkıları Acımasız seneler ne çabuk geçti Bu sensiz kaçıncı bahar Dün doğan bebekler Bugün okula başladı Soğuk Ankara gecelerine Lapa lapa karlar yağıyor Üşümüş ellerim cebimde Yanlızlık buz gibi işlemiş ciğerime Her adım atışımda Ayaklarımın altında Beyaz umutlarım eriyor Ankaranın karanlık sokaklarında Sen firari ben aşkından serseri Çınlıyor kulaklarımda hala sesin Tam hayalini unuttum derken güzelim Rüyallarımda beni sarhoş edersin Cengiz Damar Devamı

Enzimlerin Hızına Etki Eden Faktörler Nelerdir

2013-05-23 13:11:00

Substrat yoğunluğu, tepkime hızını etkileyen etmenlerden biridir. Substrat yoğunluğu artırıldığında tepkimenin hızı bir süre artar. Fakat daha sonra tepkime hızının sabit kaldığını gözleriz. Substrat miktarını ne kadar artırırsak artıralım bu durum değişmez. Bunun sebebi ortamda bulunan enzimlerin bir süre sonra substrata doymuş hale gelmeleri ve hiç boş kalmaksızın çalışmalarıdır. Yani enzim moleküllerinin hepsi bir substrata bağlı durumda bulunurlar, birini bıraktıkları anda diğerine bağlanırlar, sonuçta daha fazla substrat eklemenin bir anlamı kalmaz.  Enzim yoğunluğu da tepkime hızını etkiler. Eğer yukarıda sözünü ettiğimiz gibi enzim substrata doygun hale gelmişse, ortama enzim eklenmesi bu tepkimenin hızını doğal olarak artırır. Teorik olarak düşündüğümüzde ortamda ne kadar çok enzim olursa tepkimenin hızının o kadar artması beklenir. Fakat enzimin hücre içinde görev yaptığı yerde her zaman yeteri kadar substrat bulunmayacağından, tepkime en yüksek hızda ilerlemeyebilir. Yeterli miktarda substrat olduğu sürece tepkime hızının zamana göre artış grafiği doğrusal olur.  Sıcaklık, tepkime hızını etkileyen diğer bir etmen. Enzim tepkimelerinde sıcaklığın her 10°C artışıyla tepkime hızı 1-3 kat artar. Bazı enzimlerde bu artış daha fazla olabilir. Hayvansal kaynaklı enzimler genellikle optimum ısıya ancak 40-50° C arasında, bitkisel kaynaklı enzimler ise genellikle 50-60°C arasında erişirler. Fakat sıcaklık enzim tepkimelerinin hızını belli bir seviyeye kadar artırır. Bunun sebebi, az önce sözünü ettiğimiz sıcaklıkların üzerinde proteinlerin bozunmaya başlamasıdır. Enzimler genellikle protein yapıda oldukları için sıcaklıktan etkilenirler. Bu yüzden enzim etkinliği belli bir sıcaklıktan sonra düşmeye başlar ve proteinler bozunduğunda da tamamen sona erer. Tabi burada, 100&d... Devamı

Enzimlerin Çalışmasına Etki Eden Faktörler Nelerdir

2013-05-23 13:02:00

Enzimlerin Çalışmasına Etki Eden Faktörler 1)Sıcaklık Çok yüksek sıcaklıklarda enzimlerin yapısı bozulacağından kimyasal olayın hızı yavaşlar enzimlerin en iyi çalıştıkları sıcaklık aralığı 35 ile 37 derecedir.Düşük sıcaklıklardan etkilenmezler. 2)Enzim Miktarı Enzim miktarı arttıkça reaksiyon hızıda artar. 3)Madde Miktarı Madde miktarı arttıkça olayın hızıda artarsonra sabit kalır. 4)Su Su olmadan enzimler çalışamazlar. 5)pH Değeri  Enzimlerin en iyi çalıştıkları pH 7'dir 6)Aktivatör Madde Enzimlerin hızını arttıran maddelerdir. 7)İnhibitör Madde Enzimlerin hızını yavaşlatan maddelerdir. Enzimlerin Adlandırılması 1)Eğer enzimler pasif olarak çalışıyorlarsa etki ettikleri maddenin sonuna -jen eki alarak adlandırılırlar. Tripsin---->Tripsinojen Pepsin--->Pepsinojen 2)Enzimler aktif olarak çalışıyorlarsa etki ettikleri maddelerin sonuna -az eki alarak adlandırılır. Maltaz Laktaz Amilaz Proteaz   Enzimler protein yapısında olduğu için, ortamdaki sıcaklık değişmelerinden etkilenir. Enzimler belirli sıcak*lıkta çalışır. Enzimin en iyi çalışabileceği sıcaklığa optimum sıcaklık denir (30-35 °C). Daha düşük ve daha yüksek Sıcaklık, enzimlerin çalışma hızını azaltır. Enzimlerin yapısı yüksek Sıcaklıkta tamamen bozulurken, düşük sıcaklıkta bozulmaz. Soğuk, enzimin yapısını bozmadığı için, dondurmak sure*tiyle besin maddelerinin saklanması, enzimlerin inaktif hâle geçirilmesiyle sağlanır. pH derecesi : Her enzimin en iyi çalıştığı optimum bir pH aralığı vardır. Genellikle enzimler pH'nin 7 olduğu ortamlarda en iyi çalışırken bazıları farklılık gösterir. Örneğin, insanda pepsin pH= 2 ortamda, tripsin pH=8.5 olan ortamda en iyi çalışır. Enzim Yoğunluğu : Ortamda yeterli substrat varsa, enzim y... Devamı

Besinlerin Oksijenli Solunuma Katılması Nasıl Olur

2013-05-23 12:59:00

Besinlerin oksijenli solunuma katılması karbon sayılarına göre olur. * Oksijenli solunuma katılım sırası ise karbonhidrat. Yağ ve en son proteinlerdir. * Gliserol ve üç karbonlu amino asitler reaksiyonlara pirüvik asitten reaksiyonlara katılır. * Yağ asitleri ve iki karbonlu amino asitler reaksiyonlara asetil CoA dan reaksiyonlara katılır. * Dört ve beş karbonlu amino asitler reaksiyonlara kreps çemberinden katılır.  SOLUNUMDA DİĞER ENERJİ KAYNAKLARI · Hücre enerji ihtiyacını öncelikle karbonhidratlardan sağlar. · Karbonhidratlar olmazsa yağlar kullanılır.Yağlar önce yağ asidi ve gliserole dönüştürülür.Yağ asitleri 2C’lu Asetil Co-A’ ya dönüşerek solunuma katılır.Gliserol ise fosfogliseralhite dönüşerek reaksiyonlara katılır. · Yağlarda olmazsa enerji ihtiyacı proteinlerden sağlanır.Proteinler aminoasitlere dönüştürülür.Aminoasitlerden 3C’lu olanlar pirüvata,2C’lu olanlar Asetil Co-A’ ya,4C’lu ve 5C’lu olanlar ise doğrudan krebs devrine katılırlar. · Solunum sonucunda oluşan son ürünler CO2,H2O,ATP ve ısıdır.Ancak proteinler solunuma katılmışlar ise NH3,üre,ürik asit,H2S gibi farklı ürünlerde oluşur. · Yağ asitleri ve aminoasitler farklı sayıda C taşıdıkları için farklı sayıda ATP,H2O ve CO2 oluştururlar.Mesela yağ asitleri az oksijen çok hidrojen atomu taşır.Bunun için solunum sonucunda az CO2 çok H2O oluştururlar.Bundan dolayı yağlar kurak ortam hayvanlarında iyi bir su deposu kaynağıdır.... Devamı

Kimyasal Gazlar Nelerdir ve Özellikleri

2013-05-23 12:35:00

Kimyasal Silahlar Kimyasal silahlar insan sağlığına ağır zararlar  veren yada ölümüne yol açan genellikle zararlı  bileşiklerdir. Genellikle askeri amaçlarla  kullanılan bu bileşikler sinir sisteminin felç  olmasına (sinir gazları); geçici körlük,  sağırlık, felç yada kusmaya; deride, gözlerde  ağır yanıklara ya da solunum güçlüğüne yol açar.  Düşmandan saklanmak yada düşmanı aşırtmak  amacıyla kullanılan sis ve yangın bombaları ile  düşmanın yerini saptamak amacıyla kullanılan  kimyasal yaprak dökücüler ve ot dökücülerde  kimyasal silah olarak kabul edilir. Çeşitleri ve Özellikleri:  Boğucu Gazlar A) Fosgen: 20 derecede renksiz gaz, halinde taze  biçilmiş ot ve yeşil mısır kokusunda, göz ve  cilde etkisi olmayan ,1-3 saate kadar etkileme  hızı olan ve ciğerleri yakan ve kabartan bir  gazdır. B) Difosgen: 20 derecede renksiz sıvı halinde,  taze biçilmiş ot ve yeşil mısır kokusunda,  hafifçe göz yaşartan 1-3 saate kadar etkileme  hızı olan, ciğerleri yakan ve kabartan bir  gazdır. Sinir Gazları A) Tabun: 20 derecede sıvı kahverengi, hafif  meyvemsi kokusunda(saf iken yok), göz ve cilde  etkisi çok yüksek ,etkileme hızı çok hızlı  ,nefes kesici ve öldürücü bir gazdır. B) Sarin: Yüksek derecede zehir içeren ve  vücudun merkezi sinir sistemini kilitleyen bir  gazdır. Sarin patlamanın ardından dakilar sonra  ölüme neden oluyor. Vücuda solunumla giren gaz  gözlerde ve deride tahrişe neden oluyor. Burun  akması, göz yaşarması, solunum zorluğu, göz  ... Devamı

Osmanlıda eğitim Medrese ve Enderun

2013-05-22 14:53:00

Medreseler ve Enderun  Osmanlı devletinin iki eğitim kurumu vardı: medreseler ve enderun. Medreseler, bir bakıma ortaçağın üniversiteleriydi. İlk medrese, Büyük Selçuklu Hükümdarı Alpaslan'ın isteği üzerine Nişabur'da kurulmuştu. Bunu, başka kentlerdeki medreseler izledi.(BilimTarihi, Doruk Yayınl. s: 118)  Medrese, "ders okunan yer" anlamına geliyor. Şerafettin Turan hocamız, A. Sayılı hocamıza atfen " İlk medreseler, Türklerin yoğun olduğu Horasan ve Maveraünnehir yörelerinde kurulmuş ve Selçuklular döneminde resmi kurum niteliğine kavuşmuştur. Bu nedenle medrese sisteminin Türklerin eseri olduğu kabul edilmektedir." demektedir.(Ş. Turan,Türk Kültür Tarihi, s: 166) Abbasiler zamanında,9. yy'da Bilgelik Evi, daha önce kurulan Cundişapur Tıp okulu, Harran Medresesi bulunduğuna göre bu görüş doğru değildir.  İznik Medresesi  Osmanlıda ilk bilim yuvası nerede kuruduldu denirse, bunun Orhan Bey zamanında 1330'da İznik'te kurulan İznik Medresesi olduğunu söyleyebiliriz. Medreseler, Selçuklulardan devralınan kurumlardı. İznik Medresesi, her yönüyle Selçuklu Medreselerinin bir devamı niteliğindeydi. Öt yandan İznik , Bizans devrinden beri önemli bir dinsel ve bilimsel merkezdi. Sufi ulemadan Antakya'lı Abdurrahman el-Bistamî (öl: 1454) İznik için "ulemalar yuvası" demişti. Palamas da oradayken Taceddin Kürdi de bu medresede ders veriyordu. Bu ilk medresenin ilk baş müderrisi de Davud b. Mahmud el-Rumi el-Kayseri (öl: 1350) dir.  Bu adam, Mısır'da okudu, akli ve nakli bilimlerde uzmandı. Muhyiddin ibnu'l-Arabi'nin Fususu'l-Hikem adlı eserine yazdığı bir açıklamada(şerhte) tasavvufu savundu; bu açıklama, tasavvufun Osmanlı topraklarında tanınmasını sağladı. Diğer &o... Devamı

Ter Kokusuna Pratik Çözümler

2013-05-22 14:48:00

Bazı insanlar diğer insanlara nazaran daha fazla terlerler. Bu genellikle vücutlarında salgılanan kimyasalların dengesizliğinden kaynaklanır. Eğer çok fazla terliyorsanız en kısa sürede bir doktora başvurmanızda fayda var. Aşırı terleme ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabilir, dikkat edin. Özellikle koltuk altında ve ayaklarda sıcak ve havasızlık yüzünden hızlı biçimde çoğalan bakteriler ter kokusunun temel kaynağıdır. Uygun şartlar sağlandığı takdirde, bakterilerin sayısı 1 saatte bin kat artabilir. Birçok insanın bilmediği diğer bir koku sebebiyle yediklerimizdir. Soğan, sarımsak, balık gibi özellikle çinko yönünden zengin yiyecekler ter kokusunu arttırıcı özellikledir. Ter kokusu sorunu yaşıyorsanız öncelikle yediklerinize dikkat etmeniz gerekir. Ter kokusuna sebep olan yiyeceklerden uzak durarak da bu sorunun üstesinden gelebilirsiniz. Ter kokusundan kurtulmanın doğal bir çaresi de adaçayıdır. Adaçayı içerdiği kimyasallar sayesinde vücut sıvılarınızı düzenleyerek koku oluşumunu giderici bir etki yaratır. Sabahları ve akşam yemeğinden sonra içeceğiniz adaçayı ter kokunuzu gidermeye yardımcı olacaktır. Ayrıca sıcak suda 2 dakika demleyerek hazırladığınız adaçayını, iyice temizlediğiniz koltuk altlarınıza sürerek de ter kokusunu önemli derecede engelleyebilirsiniz. Aktarlardan temin edebileceğiniz adaçayı yağını kullanarak da ter kokusunu önlemeniz mümkün. Gece yatmadan önce yıkayıp kuruladığınız ayaklarınıza bir pamuk yardımıyla adaçayı yağını sürün. Yağın sabaha kadar ayaklarınıza etki etmesi için pamuklu bir çorap giyerek yatın. Bir hafta kadar her gece süreceğiniz adaçayı yağı sayesinde ayak kokusu derdinden kurtulabilirsiniz. Halime kadınların adaçayı içmeden önce doktorlarına danışmalarında fayda v... Devamı

Zekat ile ilgili Ayetler ve Hadisler.

2013-05-22 14:44:00

Bakara / 110 Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah'ın katında bulacaksınız Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı noksansız görür Bakara / 254 Ey iman edenler! Kendisinde artık alış-veriş, dostluk ve kayırma bulunmayan gün (kıyamet) gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan hayır yolunda harcayın Gerçekleri inkâr edenler elbette zalimlerdir Bakara / 267 Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın Biliniz ki Allah zengindir, övgüye lâyıktır Rum / 39 İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır Tevbe / 60 Sadakalar (zekâtlar) Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm'a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolcuya mahsustur Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir Tevbe / 79-80 Sadakalar hususunda, müminlerden gönüllü verenleri ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya, Allah işte onları maskaraya çevirmiştir Ve onlar için elem verici azap vardır (Ey Muhammed!) Onlar için ister af dile, ister dileme; onlar için yetmiş kez af dilesen de Allah onları asla affetmeyecek Bu, onların Allah ve Resûlünü inkâr etmelerinden ötürüdür Allah fâsıklar topluluğu... Devamı