cengizdamar 21 Takipçi | 0 Takip
Kategorilerim

NEDİR

BURÇLAR VE FAL

DEĞERLİ TAŞLAR

SANAT

KADINLAR VE EKEKLER

HATTUŞAŞ YANYOR-TARİHİ ROMAN

TARİH

Şiir

Sağlık

Öykü

DİN DERSİ

Haber

Ünlüler

Bilim

Aşk

Spor

Eğitim

Hobi

EDEBİYAT

Müzik

Hayvanlar

Yaşam

VÜCUDUMUZ VE ORGANLARIMIZ

PADIŞAHLAR

CENGİZ DAMAR-ŞİİRLER

CENGİZ DAMAR-MAKALELER

CENGİZ DAMAR-ÖYKÜLER VE HİKAYELER

ÜNLÜ RESSAMLAR

COĞRAFYA TÜRKİYE

BİTKİLER

MASALLAR

ATATÜRK

MATAMATİK- GEOMETRİ

OSMANLI İMPARATORLUĞU

SİLAHLAR

DİL BİLGİSİ -TÜRKÇE

Diğer İçeriklerim (1405)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (21)

ÇOCUK EĞİTİMİNDE CEZA VARMIDIR

2013-12-23 11:01:00

önce bir kez ikaz edilir, eğer aynı davranışı sürdürürse, ona önceden belirlenmiş bir odaya ya da odanın bir köşesine gitmesi, orada bir süre, genellikle de bir sandalyede sessiz bir biçimde beklemesi söylenir. Eğer oraya gitmemekte direnirse, kucaklanarak oraya götürülür ve bir süre orada kalması sağlanır. Bu cezanın neden verildiği birkaç cümle ile ona anlatılmalıdır. Çocuğun bekletildiği oda ya da yer çocuk açısından herhangi bir tehlike içermemelidir.  Çocuğun orada bekleme süresi kabaca her yaş için 1 dakika olarak belirlenir (Örneğin, 4 yaşında bir çocuk için 4 dakika gibi). Eğer ceza süresi çok uzun tutulursa, çocuk neden oraya konulduğunu bir süre sonra unutacaktır.  Ceza süresi için saat kurulur, saat çaldığında çocuğa cezasının bittiği söylenir. Çocuk bu süreyi uslu bir biçimde tamamlarsa, sevecen bir biçimde kucaklanır ve "Tatlım, cezalı olduğun için orada kalmak zorundaydın" gibi sözler söylenir ve olay orada kapanır. Bu durumu çocuk ile tartışmak gerekirse en az birkaç dakika geçmesi beklenmelidir. Eğer ceza süresi içinde çocuk gene bağırır çağırır ve olayı protesto ederse, saat yeniden kurulur ve süre baştan başlatılır. Bu yöntemle, genellikle 2 hafta içinde çocuk uyum sağlamayı öğrenecektir.  • Davranis ödülün ortamdan kaldirilmasi ile sonuclanir..(..sokaga cikma yasagi gibi..)  Mantıklı bir sonuç çıkarmak her zaman mümkün olmayabilir. Çocuk ebeveyni dinlememekte ısrar ediyorsa, çocuğa çok istediği başka bir şeyin kısıtlanacağı söylenebilir. Ancak bu yöntem uygulanırken bazı noktalara dikkat edilmelidir: Beslenme gibi &... Devamı

KARDEŞ KISKANÇLIĞI NASIL ÖNLENİR ÇARELERİ

2013-10-24 01:32:00

Çocuklar bir kardeşlerinin olmasını isterler ancak kardeş doğumu ile de yoğun bir kıskançlık yaşamaya ve anne babaları zorlamaya başlarlar. Önceleri sürekli kardeş isteyen bir çocuğun bu isteği gerçekleştikten sonra neden kardeşini kıskandığı hatta ona düşman gibi davrandığını anlamak zor olmalı. Oysa bu çocukların süreklilik göstermeyendeğişken olan isteklerini yansıtan dolayısıyla onların doğasıyla ilgili ipucu veren bir özellikleridir. Bu nedenle çocuk için diğer önemli kararlarda olduğu gibi kardeş isteğinin gerekliliğine de anne ve babanın karar vermesi gerekmektedir. Annenin beden ve ruh sağlığı ailenin ekonomik gücü doğacak çocuğun bakımına ilişkin sorumlulukların paylaşılması bu kararı belirleyecektir. Kardeş kıskançlığına gelince; kıskançlık insanoğlunun en doğal en evrensel duygularından birisidir. Kıskançlık sevilen kişinin başkasıyla paylaşılmasına katlanamamak olduğuna göre sevginin bulunduğu her yere girer. Sevgililer arasında belirli bir ölçüyü aşmadığı sürece sevgi gülünün dikeni sayılır. Ancak bu doğal duygu insanı kemiren bir tutku olmaya başlayınca sevgiyi gözeten bir duygu olmaktan çıkar sevgiyi yok eder. Çocuk için en değerli varlık anne olduğuna göre onu başkalarıyla paylaşmak kolaydayanılır bir duygu değildir. Sevgilisini başkasının kolunda gören bir erkekle annesini kucağında "yabancı" bir çocukla gören kardeşin duyguları pek ayrılık göstermez. Anne sevgisini yitirme korkusu daha yeni bir kardeş geleceğini öğrendiği anda içini sızlatmaya başlar. Kardeş doğumu bu ve diğer nedenlerle çocuk için zorlayıcı bir yaşam olayıdır. Gebeliğin ve yenidoğan çocuğun annede oluşturduğu bedensel güçlük... Devamı

BUZDOLABINI KİM İCAT ETTİ

2013-09-26 10:53:00

BUZDOLABI: Karl Linde ilk elektrikli buzdolabını yapay olarak 1877′de yapmayı başardı. Fakat bu buzdolabı aslında yiyeceklerin bozulmaması için soğuk ortamın gerekliliğinin ispatı niteliğindeydi. Çünkü bu haliyle kullanılabilir bir yapıdan oldukça uzaktı. Linde’ nin cihazı, yiyecek kabininin arkasına freon gazı yerine metil ether gibi son derece patlayıcı bir gaz pompalıyordu. Güvenlik endişesi sebebiyle pek kullanılamadı. Sonraki yıllarda ise, freon gazı kullanılan ilk buzdolabını Balzer Von Platen ve Carl Munters birlikte tasardı. Devamı

BULAŞIK MAKİNESİNİ KİM İCAT ETTİ

2013-09-26 10:36:00

BULAŞIK MAKİNESİ: 19. yüzyılın sonlarında birçok kadın araştırmacı bulaşık yıkayacak bir makina yapabilmek için değişik fikirler öne sürüyordu. Ancak ilk patent 1885′te Josephine G. Cochran tarafından alındı ve 1889’ da tarihin ilk elektrikle çalışan ilk bulaşık makinesini yapmayı başardı. Sistemi çok basitti: Alt kısımda yeralan iki silindir ile pompalanan su ve sabun, makinanın içinde bulaşıkların dizildiği raflara pompalanıyordu. Daha sonra yeniden pompalanmak üzere emici silindirler bu suyu çekiyordu. Evlerde kullanılmak üzere üretilen makinalar, yan taraflarında bulunan kol yardımı ile çalıştırılıyordu. Daha büyük ihtiyaç görülen işyerlerinde ise buhar gücünden faydalanılıyordu. Sonraki yıllarda ise, sistem daha da geliştirilerek günümüzdeki halini almıştır. Devamı

ELEKTRİK SÜPÜRGESİNİ KİM İCAT ETTİ

2013-09-26 10:32:00

ELEKTRİKLİ SÜPÜRGE: 1901’ de Hubert Booth tarafından ilk elektrikli süpürgeyi icat edildi. Booth’ un elektrikli süpürgesi öylesine büyüktü ki atlı bir arabayla çekilmesi gerekiyordu. Fakat süpürgenin performansından herkes etkilenmişti; öyle ki İngiliz Kralı VII. Edward taç giyme töreninden önce salondaki halının bu süpürge ile temizlenmesini istemişti. Booth bu icadın ardından British Vacuum Company adlı bir şirket kurdu(1901). Bu alet yakıtla çalışıyor ve taşıması oldukça zahmetli oluyordu. At arabaları sayesinde taşınan bu alet işçiler tarafından kullanılırdı. Pencerelerden uzatılan bir hortum sayesinde evlerin içinde temizlik yapılabiliyordu. Bu icat çok başarılı olmuştu ve çok iş yaptı. Devamı

AURA NEDİR ÇEŞİTLERİ RENKLERİ VE ETKİSİ

2012-12-21 18:14:00

İnsanların vücudunu çevreleyen elektromanyetik alana aura denir. Bu elektromanyetik alanın bir çok önemli fonksiyonu vardır. Evrensel enerjiyi vücudumuza alarak yaşamımızı idame ettirmemizi sağlayan chakralar aurada bulunurlar. Aynı zamanda vücudun çevresini sarmış bir kalkan görevi yapar. Eğer sağlam ve güçlü bir auramız varsa bize dışarıdan bir hastalığın yada negatif etkinin gelmesi düşünülemez. Ancak auramız zayıflamış veya yırtılmışsa negatif enerjilere ve hastalıklara çok daha açık hale geliriz. O halde auramızın güçlü ve sağlıklı olması fiziksel sağlığımız açısından çok önemlidir diyebiliriz. Bunun yanı sıra ruhsal zihinsel ve duygusal sağlığımız açısından da auramızın sağlıklı ve güçlü olması gerekmektedir. Auranın birden çok katmandan oluştuğunu artık biliyoruz. Bu konuda araştırmacılar arasında çeşitli görüş ayrılıkları olsa da ana 4 katman konusunda genelde fikir birliği vardır. Bu katmanlar eterik beden,duygusal beden,zihinsel beden ve ruhsal bedendir. Bu katmanların her birinin kendine özgü özellikleri ve işlevleri vardır. ETERİK BEDEN; Şekil ve boyut olarak fiziksel bedene benzer. Adeta fiziksel bedenin üzerine giyilmiş ve ona bire bir uyan bir elbise gibidir. Chakralar bu alanda bulunurlar ve auranın üst katmanlarından gelen enerjileri bedene alma işlevi yaparlar. Organizmanın enerji ihtiyacı tam olarak karşılanmışsa, eterik beden aşırı enerjiyi chakralardan ve deri gözeneklerinden dışarıya verir. Eterik bedenin temel işlevi fiziksel bedenin sağlıklı kalmasını sağlamak ve onu evrensel enerji alanı ile bağlantıda tutmaktır. Sağlıklı bir insanda genişliği 15-20 cm kadardır. Hastalık,yorgunluk ve stres gibi durumlarda eterik bedenin genişliği azalır. Sadece bir kişinin eterik bedenine bakılarak sağlık durumu hakkında bilgi sahibi olunabilir. E... Devamı

ROMANTİZM AKIMI, ROMANTİZMİN ÖZELLİKLERİ VE TEMSİLCİLERİ

2012-01-15 11:11:00

ROMANTİZM AKIMI, ROMANTİZM AKIMININ ÖZELLİKLERİ, ROMANTİZM AKIMININ TEMSİLCİLERİ   Batı Edebiyatında Romantizm 18. yüzyılın sonunda başlar ve 19. yüzyılın ortalarına kadar sürer. Kendisinden önceki klasizme bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Önce ön-romantizm dönemi denilen gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmelerin en önemlisi, halkın beğenisinin klasizmin görkemli, katı, soylu, idealize edilmiş ve yüce anlatım biçiminden, daha yalın ve içten ve doğal anlatım biçimlerine kaymış olmasıydı. Romantizm, klasizmin düzenlilik, uyumluluk, dengelilik, akılcılık ve idealleştirme gibi özelliklerine bir başkaldırı niteliğindedir. Romantizm, doğduğu çağın akılcılığı ve maddeciliğine tepki olarak bireye, öznelliğe, akıl dışılığa, düş gücüne, kişiselliğe, kendiliğindenciliğe ve aşkınlığa, yani sınırları zorlayıp geçmeye önem verir. Tarihsel olarak bu dönemde gelişen orta soylu sınıfın, yani burjuvazinin duygu, düşünce ve yaşam tarzını ön plana çıkarır. Soyluların zarif sanat biçimlerini yapay ve aşırı incelikli bulan bu yeni sınıf, duygusal açıdan kendisine yakın hissettiği daha gerçekçi sanat biçimlerinden yanaydı. Böylece romantizm gelişme ve yaygınlaşma şansı buldu. Romantizmin en önemli habercisi Fransız filozof ve yazar Jean Jacques Rousseau'dur. Ama İngiliz yazarlar William Wordsworth ve Samuel Taylor Coleridgenin 1790 yılında birlikte yayınladığı Lirik Balatlar adlı eser romantizmin bildirgesi sayılır. Yine İngiltere'de William Blake, Almanyada Friedrich Hölderlin, Johann Wolfgang von Goethe, Jean Paul, Novalis, Fransa'da Chateaubriand ve Madame de Stael romantizmin ilk temsilcileridir. Victor Hugo, Alphonse de Lamartine, Alfred de Vigny, Nodier, Soumet, Deschamp, Alfred de Musset romantik akımın önemli yazarlarıdır. Tü... Devamı

Fausto Zonaro SARAY REESAMI KİMDİR HAYATI

2012-01-14 09:13:00
Fausto Zonaro SARAY REESAMI KİMDİR HAYATI |  görsel 1

  Fausto Zonaro'nun oto portresi 18 Eylül 1854 Ölüm 19 Temmuz 1929 İtalya / San Remo   Biyografisi Fausto Zonaro, 1854 yılında İtalya'da Masi'de doğdu.Gençliğinde duvar ve bina yapımı işlerinde çalıştı ve aranılan bir usta oldu.Bu işten sıkılınca ressamlığa merak sardı, özellikle kiliselerde fresk yenileme gibi sanatını gösterebileceği işlerde çalıştı. Zonaro, daha sonra kendisinden resim almak isteyen Elisabeth Pante ile tanıştı ve ona aşık oldu.Onunla birlikte 1891 yılında oryantalist bir tutkuyla merak ettiği İstanbula geldiler ve burada 1892'de evlendiler.Burada Taksim civarlarında Ayazpaşa Mezarlığı ile Ayazpaşaarasında " Ömer Efendi " isimli birine ait dairede 34 lira kira ile yaşamaya başladılar. Suluboya tabloları beğeni toplayan Zonaro, bir gün Teşrifat Nazırı Münir Paşa tarafından Yıldız Sarayı'na davet edildi ve burada Osman Hamdi ile tanıştı.Daha sonra Münir Paşa'nın eşine resim dersi vermeye başladı ve Zonaro çifti İstanbul'da sanata yakın çevrelerde iyice tanındı.Zonaro, Münir Paşa'ya eserlerini II. Abdülhamit'e göstermek istediğini belirtti ve isteği yerine getirildi, Abdülhamit Zonaro'nın suluboya tablolarını beğenmişti. Saray Ressamlığı Fausto Zonaro,1896 yılında bir gün Galata Köprüsü üzerinde geçit yapmakta olan Ertuğrul Süvari Alayı'nı gördü ve bu gösteriyi çok beğendi; her cuma günü buraya gelerek geçidi izledi ve sonunda bu töreni resmeden ayrıntılı bir tablo yaptı.Bu tabloyu Münir Paşa ve II. Abdülhamit çok beğendi ve Zonaro Mecidiye Nişanı'na layık görüldü.Bununla birlikte "Ressam-ı Hazret-i Şehriyari", yani "Saray Ress... Devamı

MONARŞİ REJİMİ NEDİR VE ÖZELLİKLERİ

2011-09-05 12:33:00

Monarşi bir hükümdarın devlet başkanı olduğu bir yönetim biçimidir.Saltanatın bir başka adıdır. Bu hükümdar, Türkçede kral, imparator, şah, padişah, prens, emir gibi çeşitli adlar alabilir. Bir monarşiyi diğer yönetim biçimlerinden ayıran en önemli özellik, devlet başkanının bu yetkiyi yaşamı boyunca elinde bulundurmasıdır.Hükümdar öldükten sonra onun soyundan biri gelirdi(oğlu,kardeşi gibi). Cumhuriyetlerde ise devlet başkanı seçimle işbaşına gelir. “Monarşi” sözcüğü dilimize Fransızca Monarchie kelimesinden gelir. Cezalandırma ve bağışlama yetkileri sadece hükümdarın elindedir. Otoritenin bir kralın veya bir imparatorun elinde olduğu yönetim türü. Yunanca «monos», yalnız ve «arkhein», buyurmaktadır. Etimolojik anlamına bakılırsa monarşi bir kişinin yönettiği bir dev­let düzenidir. Gerçekte ise bu terim, iktidarın aynı ailede soydan geçme yoluyla kalması biçiminde nitelendi­rilebilecek bir yönetim biçimini ta­nımlar. Monarşi, yüzyıllar boyu, dünyada en yaygın yönetim biçimi olageldi. Bunlar çoğu zaman, geleneksel tanı­ma en yakın, tanrısal hakka dayanan monarşilerdi: prens, iktidarı tek ba­şına elinde tutar ve Tanrı'dan başka kimseye hesap vermek zorunda de­ğildir, çünkü otoritesini ondan almış­tır. Aslında, bu tip yönetim hiç bir zaman tam anlamıyla uygulanama­mıştır. Gerçekten, en müstebit hükümdarlar bile, uyruklarının bazıları­nı (zengin ve güçlü soylular, etkili din adamları gibi) kollamak zorundaydı­lar; üstelik ulaşım ve haberleşme araçlarının yavaşlığı da onları, uzak bölgelerdeki topraklarını başkaları eliyle yönetmeğe zorluyordu. Bunun­la birlikte otorite gene ... Devamı

KAN VERMEK ZARARLIMI KAN VERMENİN FAYDALARI

2011-09-03 11:12:00

Kemik iliğinin yağlanmasını önleyip, kan yapımı canlı tutulur. Verilen kanın yerine, anında vücuttan genç hücreler dolaşımına katıldığı için, bağışçı daha dinç ve canlı olur. Kandaki yüksek yağ oranı düşer. Kan bağışı kalp krizi ihtimalini %90 azaltır. Kan bağışlayan kişide baş ağrısı, stres, yüksek tansiyon, yorgunluk gibi rahatsızlıkların giderilmesinde çok büyük katkısı olur. Kan bağışçısı her kan verdiğinde: AIDS , Hepatit B , Hepatit C , Sifiliz Kan grubu taramasından ücretsiz olarak yararlanmış olur. Trafik kazasında yaralanan bir kimsenin, kan uyuşmazlığı olan bir bebeğin, kan bulunmazsa ölecek bir hastanın sizin verdiğiniz kanla kurtulmasının, size verdiği manevi duygu ölçüsüzdür. Bağışınız çok insancıl ve onurlu bir davranıştır  Devamı

YAYIN BALIĞI TUTMA TEKNİKLERİ YAYIN BALIĞI

2011-07-09 00:29:00

    AVCILIĞI: Tatlı suların köpek balığı ,Yayın balıklarıdır. Hareket eden suda ki,her canlıya hemen hucum eder ve olduğu gibi yutar. Almanyada gölün kenarında su içen normal bir büyüklükte ki köpeği yuttuğu tanıklar tarafından,görülmüş ve resmi kayıtlara geçmiştir. Yayınbalığının küçüğüne kelebek denir. Yayınbalıkları bir çok ülkede koruma altına alınmıştır ve soyu tükenen balıklar katagoresine alınarak, avlanma yasakları getirilmiştir. Son yıllarda kirlenen nehirlerimiz ve göllerimizde bu balıkların sayısı oldukca azalmışlardır. Yayın balığı avlamak için canlı yemler kullanılır ne kadar büyük yem o kadar büyük balık mantığı geçerlidir. Yayınbalığı avcılığı genelde gece yapılır,Yayın bütün gece avlanır ve gündüz dinlenmeye çekilir,çok nadir olarak gündüzde oltaya vurur. Yayın kurbağa'yı çok sever ve yem olarak,canlı kurbağa iğneye batırılmadan misina ile sarılarak suya bırakılır üçlü iğne hemen kurbağanın altına olmalıdır. Dip kuşunu kullanılmalıdır dibe oturan kurşundan,ayrı bir misinada kurbağa hareket halinde olmalıdır yüzeyde olursa daha iyi olur Yayın avının çıkardığı sesleri duyar ve avına yönelir. Göllerde oltalar atılmadan önce Yayın balığını harekete geçirmek için,suya devamlı vurularak suda ki ses dalgalarına dikati çekilerek o bölgeye gelmesi sağlanır.Yayın balığının sesleri iyi duyabilmesi için başında bıyık şeklinde antenleri vardır ve sudaki en ufak titretişimi algılar. Yem olarak Sülük idealdır. İğnenin ucunda devamlı hareket ettiği için Yayının hemen dikkatini çeker. Yine büyük solucanlar,hayvan işkenbesi ... Devamı

CAM ÜFLEME TEKNİĞİ NASIL YAPILIR VİDEO

2011-04-04 23:35:00

Cam Üretme Teknikleri Anadolu Antik Camları Cam Üretme Teknikleri ve Camcılıkla İlgili Terimler Bugün kullanılmakta olan cam üretme teknikleri, Antik Dönemden beri bilinmekte ve kullanılmaktadır. Cam üretiminde kullanılan aletlerde de, cam üfleme tekniğinin bulunmasından beri geçen süre içerisinde önemli bir değişiklik olmamıştır. Yalnızca fırınlarda, kimyada ve toptan üretim motorlarında teknik gelişmeler olmuştur. Üretim tekniklerinde meydana gelen ilerlemelerin çoğu ise, endüstri devrimi sonucunda ortaya çıkmıştır. Örneğin mekanik presleme, asitle aşındırma ve kum püskürterek temizleme yöntemleri son iki yüzyıl içinde gelişmiş yöntemlerdir. İç Kalıplama Yöntemi Bilinen en eski cam üretim yöntemidir. Metal bir çubuğun ucuna şekillendirilerek tutturulmuş kil bir çekirdeğin üzerine eritilmiş cam dökülerek küçük kaplar üretilmiştir. Cama istenilen şekil verildikten sonra, metal çubuk çıkarılmakta ve kap soğumaya bırakılmaktadır (derece derece soğumasına dikkat edilir). Kap soğuduktan sonra kilden yapılmış çekirdek kalıp kazılarak yok edilir. Erimtan Koleksiyonu’nda iç kalıplama yöntemiyle üretilmiş tek bir örnek vardır ve bu tekniğin kullanılmasıyla üretilmiş son dönem örneklerinden birini temsil etmektedir. Kalıba Döküm Bu yöntem, camın daha önceden hazırlanmış bir iç veya dış kalıp üzerinde şekillendirilmesidir. Bu yöntemin kullanılmasıyla, üretilmiş olan ilk örnekler, çubuklardan elde edilmiş renkli ve ince cam parçalarının biraraya getirilmesiyle yapılmış mozaik cam kaplardır. Demir Çağı’nda tek renkli yarı şeffaf ve renksiz camların daha çok talep edilmesiyle birlikte açık kapların &... Devamı

KİMYASAL DALTON LAVOISIER SABİT YASALAR VE TEPKİMELER

2011-04-04 22:58:00

A.   KÜTLENİN KORUNUMU YASASI (LAVOISIER YASASI) Kimyasal olaylara giren maddelerin kütleleri toplamı oluşan ürünlerin toplamına eşittir. Buna göre: X + Y  Z + T tepkimesinde X ve Y girenler (reaktif) olup, Z ve T (ürünler)’ye kütlece eşittir. Kimyasal maddelerin kütleleri atom sayıları ile orantılı olduğundan tüm kimyasal tepkimelerde atom sayıları korunur. Örn; 1 mol C atomu 12 gram, 1 mol O2 molekülü 32 gramdır.Buna göre 1 mol C atomu 44 gram olur.      C          +          O2            CO2 12 gram     +     32 gram        44 gram B.   SABİT ORANLAR YASASI (PROUST YASASI) Bir bileşikteki elementlerin a)   Kütlelerinin oranı b)   Kütlece yüzde bileşimi sabittir. Örn; Al=27, S=32 olduğuna göre Al2S3 bileşiğinde: Mol sayıları oranı : nAl  = 2   Kütleleri oranı : mAl = 2.27 = 9  ‘dır.                                 nS = 3                               mS  = 3.32    16      9 gram Al + 16 gram S = 25 gram bileşik oluşturur. 25 gram bileşikte 9 gram Al, 16 gram S vardır. 100 gram bileşikte 36 gram Al, 644 gram S vardır. Bileşikte kütlece %36 Al, %64 S vardır. C.   KATLI ORANLAR YASASI (DALTON YASASI) İki element aralarında iki bileşik oluşturuyorsa, bu elementlerden birinin sabit miktarları ile birleşen diğer elementin değişen miktarları arasında basit bir oran vardır.    Örn; NO2 – N2O4 bileşik çiftinde: a)   ... Devamı

BÜYÜK VE KÜÇÜK KAN DOLAŞIMI VİDEOLU ANLATIM

2011-04-04 21:34:00

BÜYÜK KAN DOLAŞIMI Büyük kan dolaşımı, sol karıncıktan başlar, sağ kulakçıkta sona erer. Kasların kasılması ile sol karıncıktaki temiz kan sol karıncıktan aorta pompalanır. Aort damarı, sola doğru bir yay çizerek ikiye ayrılır. Üste giden damar baş ve kollara, alta ayrılan damarda bir çok yan damarlarla diğer organlara yayılır. Doku ve organlara ulaşan bu damarlar, çok sayıda kılcal damarlara ayrılır. Bütün madde alış-verişi, bu kılcallarda akan temiz kan ile doku hücreleri arasında olur. Özellikle temiz kandaki oksijen dokulara, karbondioksit ise dokulardan kana geçer. Kirlenen kan kılcal damarlarla toplanarak kalbe giden toplardamarlara, alt ve üst ana topla damarlarına, verilir. Bu damarlardaki kirli kan kalbin sağ kulakçığına geri gelir. KÜÇÜK KAN DOLAŞIMI Küçük kan dolaşımı, Sağ karıncıktan başlar sol kulakçıkta biter. Büyük kan dolaşımı ile sağ kulakçığa dolan kirli kan, buradan sağ karıncığa geçer ve karıncıkların kasılması ile kirli kan sağ karıcıktan akciğer atardamarına pompalanır. Akciğer atardamarı kalpten çıktıktan sonra ikiye ayrılarak sağ ve sol akciğerlere kollar gönderir. Akciğerlere giren bu damarlar alveollerin çeperinde kılcallara ayrılır. Burada kirli kandaki karbondiosit alveollere, alveollerdeki oksijen ise kana geçer (difüzyon). Temizlenen kan, Akciğer toplardamarı ile kalbin sol kulakçığına getirilir.   ... Devamı

YURDUMUZDAKİ ENERJİ KAYNAKLARININ DAĞILIMI RAFİNELER

2011-04-02 21:09:00

Taşkömürü: Taşkömürü bitkilerin jeolojik dönemler boyunca dönüşüme uğraması sonucu oluşmuş , yüksek ısı gücü olan bir enerji kaynağıdır. Kalori değeri yüksektir. Bu enerji kaynağı elektrik santrallerinde ,sanayide ve kok kömürü yapımında kullanılır. 1.jeolojik zamanda oluşan taşkömürü Karadeniz Ereğlisinden başlar ve doğuya doğru Zonguldak , Amasra, Söğütözüne kadar devam eder. Yapılan üretim ihtiyacımızı karşılayamadığı için yurt dışından taşkömürü satın alınmaktadır. Demir çelik ve kimya sanayisinde kullanılır.   Linyit: Linyit kömürleşme sürecinin ilk ürünlerindendir. II. jeolojik zamanda oluşan linyit oluşum yaşı bakımından taşkömüründen daha gençtir. Bu nedenle kalorisi taşkömüründen daha düşüktür. Linyit yatakları yüzeye daha yakın olduğu için kolayca işlenebilmektedir.Türkiye III. jeolojik zamanda oluşan bir ülke olduğu için hemen her bölgede linyit yatakları bulunmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi dışında bütün bölgelerimizin çıkarılır. En kaliteli linyitler Ege Bölgesinde, en fazla rezerv ise Afşin Elbistanda yer alır. Genellikle çıkarıldığı alanlardaki sanayi tesislerinde ve evlerde tüketilir. Önemli linyit yatakları , Beypazarı (Ankara) , Çan (Çanakkale), Orta (Çankırı) , Seyitömer , Tunçbilek (Kütahya) , Soma (Manisa) , Elbistan (Kahramanmaraş), Yatağan (Muğla) Aşkale (Erzurum) , Şırnak, Kangal (Sivas) Linyit yatakları Afşin, Elbistan (K. Maraş), Tavşanlı, Seyitömer (Kütahya), Soma (Manisa), Yatağan (Muğla), Saray (Tekirdağ), Aşkale (Erzurum), Aydın, Amasya ve Yozgat çevresinde bulunmaktadır. Linyitten elektrik enerjisi elde eden termik santrall... Devamı

AYASOFYA CAMİİ VE TARİHÇESİ HAKKINDA BİLGİ

2011-03-03 23:16:00

   Dünyanın 8.harikalarından birisi sayılan Ayasofya, Sanat Tarihi ve mimarlık dünyasının 1 numaralı yapısı hüviyetindedir. Bu yaşta ve bu ebatta zamanımıza gelebilmiş ender eserlerdendir. Orijinal adı Hagia Sofia olan, Türklerin Ayasofya dedikleri yapı yanlış bir şekilde, Saint Sofia olarak bilinir. Bazilika, Sofia isimli bir azizeye değil, Kutsal Hikmet’e ithaf edilmişti. Önceki bir pagan mabedinin yerinde yapılmış 3 ayrı bazilika aynı isimle anlatılmıştı. İmparator Büyük Konstantin devrinde kilise yapılmadığı halde, bazı kaynaklar, ilk Ayasofya Bazilikasının onun tarafından yaptırıldığını iddia ede gelmiştir. Küçük ölçülerdeki ahşap çatılı ilk yapı 4. yy. ikinci yarısında Büyük Konstantin’in oğlu Konstantinus zamanında yapılmıştı. 404 yılında, bir isyan sırasında yanan ilk yapının yerine, daha büyük ölçülerde inşa edilen 2. kilise 415 yılında törenle açılmıştı. 532 yılında Hipodromda yapılan bir araba yarışı sonucu çıkan kanlı isyan on binlerce şehirlinin ölümüne ve pek çok binanın yakılmasına sebep olmuştu. “Nika” isyanı diye bilinen ve İmparator Justinyen aleyhine gelişen bu isyanda Ayasofya Kilisesi de yakılmıştı. İsyanı zorlukla bastıran İmparator Justinyen “Adem’den beri hiçbir devirde görülmemiş ve görülmeyecek” bir ibadethane yapmak için harekete geçti. Önceki bazilikanın kalıntılarının üzerine 532 yılında yapılmaya başlanan, Hıristiyanlık âleminin bu en büyük kilisesi beş yılda tamamlanarak, 537’de merasimlerle açıldı. İmparator hiçbir masraftan kaçınmayarak devlet hazinesini mimarların önüne saçtı. (Tralles’li Anthemius ile matematikçi, Miletoslu İsidorus) Kubbe inşaatı Roma mimar... Devamı

ROMAN NASIL İNCELENİR ROMAN İNCELEME PLANI NEDİR

2011-01-18 13:22:00

A. ROMAN HAKKINDA BİLGİLER 1. Romanın adı 2. Romanın yazarı (çevireni) 3. Basıldığı yer ve tarih 4. Sayfa sayısı B. ROMANDAKİ OLAYIN İNCELENMESİ 1. Olayın özeti 2. Olaydaki kişiler,kişilerin fiziksel ve ruhsal özellikleri a) Asıl kişiler (kahramanlar) b) Yardımcı kişiler (kahramanlar) 3. Olayın geçtiği yerler 4. Olayın meydana geldiği zaman 5. Olayı anlatan kişi (anlatıcı) 6. Romanın dil ve anlatım özellikleri 7. Romanın türü 8. Romanın ana fikri C. YAZARIN HAYATI,SANATI VE ESERLERİ HAKKINDA KISA BİLGİ D. FAYDALANILAN KAYNAKLAR Devamı

DEVAJU NEDİR BEYİNLE İLGİSİ VAR MIDIR

2011-01-01 22:03:00

Dejavu, hâlihazırda yaşanılan bir olayı daha önceden yaşamışlık veya görülen bir yeri daha önceden görmüş olma duygusudur. Ânı daha önceden yaşamışlık halidir. Fransızca; "déjà" (daha önceden) ve voir (görmek) fiilinin geçmiş zamanda çekimi olan vu'nun birleşiminden türemiştir. Beynin, yorgunluk veya başka sebeplerden dolayı bir görüntü, ses, vb. herhangi bir girdiyi, giriş anı sırasında algılayamamasından kaynaklanabilir. Beyin bu girdiyi algıladığında kişi bu olayı daha önce yaşadığı hissine kapılabilir. Ayrıca, beynin sağ lobu ile sol lobunun milisaniyeden daha küçük bir zaman farkı ile çalışmasından da kaynaklanabilir. Bir taraf diğer taraftan önce algıladığı için, geç algılayan taraf bu olayın daha önce yaşanmış olduğu yanılsamasına kapılır. Bu durum sinir aksonlarındaki küçük bir sapmadan kaynaklanır. Dejavunun zıttı jamais-vu dur. Bu durumda insanlar tanıdığı bir çevrede yabancılık çekebilirler. Dejavu ya benzer sebeplerle ortaya çıkar. Araştırmalara göre insanların %50 den fazlası hayatlarında en az bir kere dejavu durumunu yaşamıştır. İnsanların çoğu bir süre sonra, en son ne zaman dejavu yaşadığını unutur. Devamı

AYNANIN İCADI AYNAYI KİM BULDU

2010-12-16 08:43:00

Günümüzden 4 bin yıl önce, Ortadoğu ve İtalya'nın kuzey kesimlerinde, yanardağ lavlarının parlak artıklarının cilalanmasıyla, görüntüyü aksettiren ilk aynalar yapıldı. Gümüşleme yöntemiyle ayna elde etme tekniği ise, 14. yüzyılda Venedik'te geliştirildi. Venedikliler, bir cam tabakasının arka yüzeyine cıva sürerek, ayna yapmayı başardılar ve o tarihten sonra bu cam parçası, özellikle kadınların ellerinden düşmez oldu. . Asıldıkları odanın içinde bulunan her şeyi yansıtan dışbükey aynalar, ilk kez 14. yüzyılda Almanya'nın Nürnberg kentinde yapıldı.Cam ustaları, üfleme yöntemiyle cam küreler oluşturduktan sonra, bunları ortadan ikiye bölüyorlar, sonra da iç kısımlarını ince bir cıva tabakasıyla kaplayarak dışbükey aynayı elde ediyorlardı.Günümüzde ayna yapmak için kullanılan yöntemin temelleri ise, 1835 yılında, Alman kimyageri Justus von Liebig tarafından atıldı.Gümüşnitrat, özel bir yöntemle cama tatbikedildiğinde, içindeki gümüş cama yapışıyor ve böylece son derece net görüntü veren bir ayna elde ediliyordu. Gümüşnitratı cama sıvanırken ayrıştırmak için, genellikle şeker yada Rochelle tuzu kullanılıyordu. ... Devamı

KÖK HÜCRE NEDİR VE VÜCUTTAKİ GÖREVİ

2010-11-23 18:36:00

KÖK HÜCRE NEDİR KÖK HÜCRENİN GÖREVİ     Kök Hücre Nedir? Kök hücre nedir? Kök hücreler, insan vücudunda bulunan ve her türlü vücut hücresine dönüşebilen ana hücrelerdir. Nerede bir zedelenme veya onarım ihtiyacı varsa, oraya giderek gereken hücre tipine dönüşür ve hasarı onarırlar. Kalp krizi geçirende kalbe, karaciğer harabiyeti olanda karaciğere, kemiği kırılanda kırık hattına giderek gerekli tamiratı yaparlar. Hangi tip hücre ve dokuya ihtiyaç varsa ona dönüşürler. Vücutta en fazla olduğu zaman anne karnındaki bebeklik çağıdır. Daha sonra alınan yaşlarla beraber sayısı azalır. Nitekim, yaşlanmayla beraber doku, organ iyileşmelerinin daha yavaş ve güç olduğu da bilinen bir gerçektir.   Kök hücre nerelerde bulunur? Kök hücreler, tüm vücut doku ve organlarında, kan dolaşımında bulunur. Fakat özellikle üç yerde daha fazladır. Bebeklerin göbek kordonu, kemik iliği ve damarlarımızda dolasan kan. Tarihte ilk olarak kemik iliğinden ameliyatla alınan kök hücreler lösemi tedavisinde kullanılmıştır. Bu yöntem hala uygulanmakta ve cerrahi koşullar altında ameliyathanede yapılmaktadır. O nedenle bazı özel şartlara ve yetişmiş personele ihtiyaç vardır. İlerleyen yıllarda vücutta dolaşan kandaki kök hücrelerin kullanilabileceği anlaşılmıştşr. Bunun için önce hastaya hormon verilerek kemik iliğindeki kök hücrelerin hızla çoğalıp kana geçmesi sağlanır. Daha sonra, filtre (aferez) yardımıyla kandan toplanır ve kalan kan vücuda geri verilir. Bu yöntem de hala uygulanmaktadır. Fakat bu yolla elde edilen kök hücre sayısı diğer yöntemlere göre daha azdır. Son olarak, 80'li yılların başınd... Devamı

ÇOCUK HAKLARI ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESİ

2010-11-11 23:49:00

Madde 1 Bu sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır. Madde 2 1. Taraf Devletler, bu Sözleşmede yazılı olan hakları kendi yetkileri altında bulunan her çocuğa, kendilerinin, anne babalarının veya yasal vasilerinin sahip oldukları ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler nedeniyle hiçbir ayrım gözetmeksizin tanır ve taahhüt ederler. 2. Taraf Devletler, çocuğun anne-babasının, yasal vasilerinin veya ailesinin öteki üyelerinin durumları, faaliyetleri, açıklanan düşünceleri veya inançları nedeniyle her türlü ayırıma veya cezaya tabi tutulmasına karşı etkili biçimde korunması için gerekli tüm uygun önlemi alırlar Madde 3 1. Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir. 2. Taraf Devletler, çocuğun anne-babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar. 3. Taraf Devletler,çocukların bakımı ve korunmasından sorumlu kurumların, hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik,sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülere uymalarını taahhüt ederler. Madde 4 Taraf Devletler, bu Sözleşmede tanınan hakların uygulanması amacıyla gereken her türlü yasal, idari ve diğer önlemleri alırlar. Ekonomik, so... Devamı

LALE ÇİÇEĞİ TARİHÇESİ VE DİKİMİ BAKIMI

2009-10-13 23:01:00

  Lale (Tulipa) (Farsça : لاله), zambakgiller (Liliaceae) familyasından Tulipa cinsini oluşturan güzel çiçekleri ile süs bitkisi olarak yetiştirilen, soğanlı, çok yıllık otsu bitki türlerinin ortak adı. Anavatanı Kazakistan'dır. Türkiye’nin çoğu yerine özellikle Nevşehir ve bölgesine doğal olarak yayılmıştır. Soğanlarının üzerinde zarımsı bir örtü bulunur. Etli ve yeşil 2-8 yaprağı vardır. Çiçekler, saplar ucunda çoğunlukla bir, bazen ikidir. Çiçek parçaları altılıdır. Kırmızı, sarı ve ara tonlarda renklere sahiptir. 16'ncı yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman tarafindan Hollanda Kralı'na gönderilen laleler, ilk başta Hollandalılar'ı ve kısa zaman içerisinde tüm Avrupalılar'ı hayranlık içinde bırakmışlardır. Ayrıca Avrupa'da Tülbent Lalesi zaman içinde Tulip daha sonra Tulipa'ya dönüşmüştür. Böylece günümüze kadar dünya'nın en fazla lale üreten ülkesi Hollanda olmuştur. Kültürel açıdan lale Lale özellikle doğu kültür ve mitolojilerinde özel bir yere sahiptir. Edebi eserlerde sıkça kullanılmasının yanı sıra mitolojilerde de lalenin ortaya çıkışına dair farklı ve çok çeşitli hikâyeler bulunmaktadır. Bunların en ünlüsü ve özellikle doğu edebiyatında en sık kullanılanı Pers mitolojisindeki lalenin kökeni söylencesidir. Bu söylenceye göre yaprağın üstündeki bir çiğ tanesine yıldırım düşmüş, böylece çiğ tanesi ve yaprak alev almıştır. Daha sonra donarlar ve lale meydana gelir. Bu hikâyeden yola çıkarak, lale çiçeğinin ortasındaki koyuluğun bu yanma işleminin sonucu olduğuna inanılırdı.   ... Devamı

ANAKONDA YILANI VE EFSANELERİ

2009-10-09 10:27:00

Anakonda, yeşil anakonda, sarı anakonda, nehir anakondası vb. türlerden oluşup, Venezuella, Brezilya Bolivya gibi yerlerde yaşayan yılan. Boyu 6.5 metre olabilir. Dünyanın en büyük ve 2. en uzun yılanıdır. Kalınlığı 1 metreyi aşar. Genellikle timsah, geyik, insan, jaguar ile beslenir. Yeşil anakonda boadie sınıfından olup Venezuela Bolivya,Guyana,Kolombiya da yaşar. 6.5 m uzunluğa ve 1.3 m kalınlığa erişebilir. Jaguar,insan, küçük anakondalar, timsah geyik,maymun,kuş benzeri şeyler ile beslenira başka anakondalar ile beslenir. Doğ Anakonda veya Latince ismiyle Eunectes, Güney Amerika’nın balta girmemiş tropik ormanlarındaki bataklık ve nehirlerde yaşayan 4 boa yılanı çeşidine verilen bir isimdir. Hakkında çıkan efsaneler sebebiyle, pek çok filme konu olmuş, kâh pazarlama kokan Hollywood filmlerinde insanları korkuturken, kâh belgesellerde geyikleri tek lokmada yutarken karşımıza çıkmıştır. Yılanların ısırmasından, daha doğrusu ısırması sonucu vücuda zerk ettiği zehirinden (venom) korkulur, ama durum Boa yılanları için farklıdır. Avlarının etrafını çevreler, alabildiğine sıkarlar. Tamamen kastan mamül yapıları sebebiyle çevreledikleri canlının kemiklerini kolayca kırar, ezilerek ölmelerine sebep olurlar. Sonra her biri birbirinden kolayca ayrılabilen çene kemiklerinin yardımıyla, avlarını tek lokmada yutarlar.doğurarak çoğalır Büyük Anakonda” Efsaneleri Anakondaların maksimum uzunluğu hakkında farklı söylentiler var. Bazı kaynaklar 30-45 m uzunluğunda büyük anakondalardan bahsetmişlerse de bunu ispatlayabilen çıkmamış. 1944 yılında Kolombiya’ya bir petrol araştırması için giden Lee Krystek, 11.4 m uzunluğunda bir örneğe rastladığını belirtmiş, fakat bazı araştırmacılar bu iddiaya şüpheyle yaklaşmışlar. Vincent Roth isimli bir bilimadamın... Devamı

JÖN TÜRKLER KİMDİR TARİHİ

2009-08-26 17:46:00

Alm. Jungen Turken, Fr. Jeunes Turcs, İng. Young Turks. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devletinde batı tarzı idare ve fikirlerin gelişip yayılması için çalışanlara verilen isim. ’Yeni Osmanlılar’ ve ’Genç Türkler’ de denilen bu grup mensupları, Avrupalıların verdikleri Fransızca ’Jeunes Turcs’ adıyla meşhur olmuşlardır. Bu tabir umumi olarak o yıllarda Avrupa’da politika, fikir ve edebiyatta aşırılık taraftarı gençlere (Jeunes France/Genç Fransızlar gibi) veriliyordu. Yeni Osmanlılar için ise, ilk defa Mustafa Fazıl Paşanın yayınladığı bir mektupta Yeni Osmanlılar karşılığı olarak kullanılmıştır. Daha sonraları Namık Kemal ve Ali Süavi tarafından da benimsenerek, Türkçeye yerleştirilen bu tabir, uzun müddet Osmanlı topraklarında yetişen devlet idaresine karşı gelen ve yabancılar tarafından yönlendirilen ihtilalcilerin tamamının ortak adı olmuştur. Yeni Osmanlılar Cemiyeti, 1789 Fransızİhtilalinden sonra Avrupa’da süren 1830 ve 1848 ihtilallerine ve bunların neticesinde ortaya çıkan fikir hareketlerine heveslenenler tarafından 1865’te gizli bir teşkilat olarak İstanbul’da kuruldu. Yine bu tarihte Mısır Hidivi Kavalalı İsmail Paşa, veraset usulünü değiştirerek kardeşi Mustafa Fazıl Paşayı bütün haklarından mahrum etti. İkbal küskünü olan bu paşa, Abdülaziz Hana ve üst kademe devlet ricaline karşı düşman kesildi. İntikam için Jön Türklerin arasına katıldı ve başlarına geçerek onları bilhassa maddi yönden büyük çapta destekledi. 84 Mustafa Fazıl Paşanın Abdülaziz Hana hitaben Paris’te yazdığı ve küstahça ifadelerin yer aldığı mektup, 1867’de Türkçeye tercüme edilerek Tasvir-i Efkar Gazetesi’nde yayınlandı ve Osmanlı ülkesinde binlerce adet bastırılıp da... Devamı

KAFATASI ARAŞTIRMALARI-IRKLAR

2009-08-20 16:48:00

   Birmingham Üniversitesi (İngiltere) araştırmacılarınca gerçekleştirilen sıra dışı bir araştıma,insan kafataslarının son bir kaç yüzyıl içinde dikkat çekici bir biçimde büyüdüğünü ortaya koydu. Ortodontist Peter Rock yönetiminde ki ekip,önce Londra'yı 1348-49 yılların da kasıp kavuran veba salgınında ölen erkek ve kadınlara ait 30 kafatasını daha sonrada 1545'te Portsmount limanında hizmete girdikten,hemen sonra batan Mary Rose adlı savaş gemisinde ölen 54 denizcinin kafatası ölçümlerini almış. Sonra bunları her iki cinsiyetten 31 modern insanın kafa rotgenleri ile karşılaştıran araştırmacılar,beyin kaplarının yüksekliklerinin önce ki boşluklardan %15 daha yüksek olduğunu belirtmişler. Gerçi son yüzyıllar da daha zengin diyetlerin,insan vucut ölçülerinin, büyümesine yol açtığı biliniyosa da,Rock beyin ölçülerinin bundan bağımsız olarak,büyüdüğünü gösteren işaretler bulunduğunu söylüyor. Rock'a göre son yüzyıllar da alın,yüzün geri kalanına göre daha çok genişledi ve beynin zekayla ilgili olan,bölümlerini (Ön Lopları) çevreleyen,kafatası parçalarının boyutları,modern kafataslarında büyüdüğünü iddaa ediyor. Kafatası ölçümü, biyolojik antropoloji çalışmalarında kullanılan bir ölçüdür. Kafatası ölçümü 20. yüzyılın ortasına kadar diğer bazı ölçülerin yanında ırkların belirlenmesinde kullanılmıştır. Bu ölçüm, 19. ve 20. yüzyıllarda ırk temelli ideolojilere bilimsel bir temel oluşturmuştur. Kafatası ölçümü yöntemi, bir kulağın üst bitiminden diğer kulağ... Devamı

KENT KÜLTÜRÜ NEDİR-makale

2009-08-19 22:16:00

  Kent kültürü kentlerde ve şehirlerde nasıl yaşayacağımızın kurallarıdır. Bu kuralları yerine getirdikçe ve bunlara uyuldukça kent kültürü öne çıkar ve şehirli olunur. Kent kültürü o şehirde yaşayan insanların ortak edindikleri bir kültürdür. İnsanlar yerleşik düzene geçtikten itibaren, yaşadıkları kentlerde ortak kurallar koymaya başlamışlardır. Bu kurallar insanların birbirini rahatsız etmemeleri üzerinedir. İnsnlar bir arada yaşamak için, kanunlar yapma ve bunları uygulamaya mecbur kalmışladır. Her kentin kendisine göre sosyal ve ekonomik bir yapısı vardır. Her şehrin kendisine ait bir mimari yapısı oluşmuştur. Kentte yaşamak için kurallara dikkat etmemiz lazımdır. Bu kurallar bizi zamanla kent kültürü almamızda etkili olur. Gürültü yapmamak, apartman kurallarına uymak, sokakları kirletmemek, Parklarda aileleri rahatsız edecek şekilde davranmamak, toplu taşıma araçlarında kurallara uymak, trafikte keyfi olmamak gibi. Söylediğimizi karşımızdaki kişiye anlatabilmemiz için Türkçemizi güzel konuşmamız gerekir. Yaşadığımız şehre sahip çıkarak, onu kendi parçamız olarak görmemiz gerekir. Sosyal ve kültürel aktivitelere katılmak, kent kültürünü yerleşmesine katkı sağlar. O kentin müzelerini gezmek, spor salonlarında spor yapmak gibi. Ortak yaşantımız bize toplumda nasıl yaşayacağımız öğretir ve kent kültürünü almış oluruz. Kentli olmak için eğitim şarttır. Bu toplum kuralları ilk önce aile içinde başlar. Herkes şehirde yaşar ama Şehirli olamaz.   ... Devamı

ESKİ YUNAN TANRILARININ İSİMLERİ

2009-08-15 18:07:00

Adonis - bazı kaynaklarda Afrodit'in oğlu, bazılarında ise sevdiği kişi olarak gösterilmektedir. Mitolojide güzelliği ile meşhur bir delikanlıdır, hakkında çeşit çeşit rivayetler vardır. Yunalılar onu çiçekli ve neşeli ilkbaharın sembolü olarak kabul ederlerdi. Bir rivayete göre Adonis vahşi domuz avı sırasında ölmüştü. Afrodit bu acıya dayanamamış, Zeus'tan onu görmesine izin vermesini rica etmiş. Zeus Adonis'e yılın bir kısmını Afrodit'in yanında, geri kalan kısmını ise yer altı ölüler dünyasında geçirmesini izin vermişti. Adonis saklandığı yer altı dünyasından çıktığı zaman güzel günler başlıyor, çiçekler açıyor, ilkbahar başlıyordu. Onun hayatı tıpkı çiçekler gibi sınırlıydı, kısa sürüyordu. Çünkü Adonis açılıp güldüğü, gençliğin en güzel ve parlak çağına ulaştığı gün ölüyordu. Onun ölümüyle Afrodit ve periler yas tutar, göz yaşı dökerlerdi. Neşeli ilkbahar ve yaz mevsiminden sonra bu nedenle kasvetli ve yağmurlu son bahar gelir. Agamemnon - Yunan mitolojisinde Miken kralı, Sparta Kralı Menelaos'un büyük kardeşi, orduları Truva (Troya) savaşına götüren kumandan. Atreus ve Aerope'nin oğludur. Yunan orduları Avlid'de Truva'ya yola çıkmak için toplandıklarında hiç rüzgar olmadığına göre Agamemnon Av Tanrısı Artemis rüzgarları serbest bıraksın diye kızı Iphigenia'yı kurban verdi. İphigenia, kurban olarak kesileceği sırada Artemis, bir dişi geyik göndererek kızın yerine onu kurban ettirtti ve kızı Artemis tapınağına rahibe yaptı. Böylece Artemis rüzgarları serbest bıraktı. Truva savaşında kazanılan zaferden sonra Agamemnon güzel Kasandra'yı da yanına alıp evine döndü. Agememnon&#... Devamı