cengizdamar 23 Takipçi | 0 Takip
Kategorilerim

NEDİR

BURÇLAR VE FAL

DEĞERLİ TAŞLAR

SANAT

KADINLAR VE EKEKLER

HATTUŞAŞ YANYOR-TARİHİ ROMAN

TARİH

Şiir

Sağlık

Öykü

DİN DERSİ

Haber

Ünlüler

Bilim

Aşk

Spor

Eğitim

Hobi

EDEBİYAT

Müzik

Hayvanlar

Yaşam

VÜCUDUMUZ VE ORGANLARIMIZ

PADIŞAHLAR

CENGİZ DAMAR-ŞİİRLER

CENGİZ DAMAR-MAKALELER

CENGİZ DAMAR-ÖYKÜLER VE HİKAYELER

ÜNLÜ RESSAMLAR

COĞRAFYA TÜRKİYE

BİTKİLER

MASALLAR

ATATÜRK

MATAMATİK- GEOMETRİ

OSMANLI İMPARATORLUĞU

SİLAHLAR

DİL BİLGİSİ -TÜRKÇE

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
Diğer İçeriklerim (1408)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (23)

NOBEL ÖDÜLLÜ YAZARLAR VE ESERLERİ

2013-12-31 12:36:00

• Başlangıçta üç dalda verilen ödüllere 1969 yılında İsveç Merkez Bankası, Alfred Nobel anısına bir de "İktisat" ödülünü ekledi. Bu ödüllerin dağıtılmaya başlaması 1901 tarihine denk gelmektedir ve günümüze kadar sürmüştür. • Fizik ve Kimya ödülleri İsveç Kraliyet Akademisi, Tıp ve Fizyoloji ödülleri Karolinska Enstitüsü(Stokholm), Edebiyat ödülü İsveç Akademisi, Barış ödülü de Norveç Parlamentosu (Storting) tarafından seçilen beş kişilik bir komisyon tarafından dağıtılmaktır. 1901 Sully Prudhomme (Fransa) 1902 Theodor Mommsen (Almanya) 1903 Bjørnstjerne Bjørnson (Norveç) 1904 Frédéric Mistral (Fransa) ile José Echegaray y Eizaguirre (İspanya) 1905 Henryk Sienkiewicz (Polonya) 1906 Giosuè Carducci (İtalya) 1907 Rudyard Kipling (İngiltere/Britanya) 1908 Rudolf Christoph Eucken (Almanya) 1909 Selma Lagerlöf (İsveç) 1910 Paul Heyse (Almanya) 1911 Count Maurice Maeterlinck (Belçika) 1912 Gerhart Hauptmann (Almanya) 1913 Rabindranath Tagore (Hindistan) 1915 Romain Rolland (Fransa) 1916 Verner von Heidenstam (İsveç) 1917 Karl Adolph Gjellerup (Danimarka) ile Henrik Pontoppidan (Danimarka) 1919 Carl Spitteler (İsviçre) 1920 Knut Hamsun (Norveç) 1921 Anatole France (Fransa) 1922 Jacinto Benavente (İspanya) 1923 William Butler Yeats (İrlanda) 1924 Wladyslaw Reymont (Polonya) 1925 George Bernard Shaw (İrlanda) 1926 Grazia Deledda (İtalya) 1927 Henri Bergson (Fransa) 1928 Sigrid Undset (Norveç) 1929 Thomas Mann (Almanya) 1930 Sinclair Lewis (ABD) 1931 Erik Axel Karlfeldt (İsveç) 1932 John Galsworthy (İngiltere/Britanya) 1933 Ivan Alekseyevich Bunin (Rusya ya da SSCB ) 1934 Luigi Pirandello (İtalya) 1936 ... Devamı

İslam Öncesi Dönem'de Arap Edebiyatı

2013-04-14 08:45:00

Arap Edebiyatı, anadili Arapça olan kavim ve ulusların ortaya koymuş oldukları edebiyat yapıtlarını kapsar. Arapça Arap Yarımadası'nda ilkçağlardan beri kullanılan bir dildir. İslam dininin ortaya çıkışından sonra yayılarak İspanya'dan Endonezya'ya kadar uzanan bir alanda 600 yıl boyunca kültür dili durumuna gelmiştir. İslam Öncesi Dönem'de Arap Edebiyatı Cahiliye dönemi adı da verilen İslam Öncesi Dönem'de Arap edebiyatında şiirin özel bir yeri vardı. Devesinin sırtında uzun çöl yolculuklarına çıkan Bedeviler'in söyledikleri türküler Arap şiirinin kaynağını oluşturur. Yiğitliği, sevgiyi, çöl yaşamını anlatan bu türkülere deveci türküsü anlamına gelen hida denir. Göçer çöl insanının söylediği bu türküler kentlerde söylenmeye başlanınca belli değişikliklere uğrayarak kesin ölçüler kazanmıştır. İslam öncesi Arap şiirinden günümüze kalan en önemli örnek Muallakati seba'dır (Yedi Askı). Bu şiirler Ukaz panayırında düzenlenen bir şiir yarışmasında beğenilerek Mısır ketenine yazılmış ve Kâbe'ye asılmıştı. Hidalarla benzer konuları işleyen bu şiirlerde gelişmiş bir dil ve anlatım görülür. Hangi yıllarda yazıldığı kesin olarak bilinmeyen Yedi Askı şiirlerini İmruü'l-Kays, Tarafe ibnü'l-Abd (539-564), Haris bin Hilliza, Amr bin Kulsum, Antere bin Şeddad, Züheyr bin Ebu Sulme, Lebid adlı şairler yazmıştır. Yedi Askı şairleri dışında ünü günümüze kadar gelmiş başka şairler de vardır. Koltuğunun altında uzun bir bıçak taşıdığı için Teabata Şarran adıyla bilinen şair bunlardandır. Şiirlerinde üstüne binerek dolaştığı koçundan, hayal ettiği korkunç yaratıklardan söz eder. Kurnazlığı ve sava... Devamı

AKROTİŞ ŞİİR NEDİR NASIL YAZILIR

2013-02-21 20:29:00

AKROTİŞ NEDİR VE NERELERDE KULLANILMIŞTIR.   Mısra başlarında bulunan harflerin yukarıdan aşağı okunduğu zaman bir kelime veyahut da bir isim olacak şekilde düzenlenmiş şiirlerdir. Pek eski zamandan beri bilinen, bu usül ya şairlerin adlarını, ya da hitap etmek istedikleri kimselerin adlarını  başka kelimeleri bildirmek için yazılmıştır. Divan edebiyatımızda ve yenilik edebiyatımızda bu tarz çok kullanılmıştır Örnek:   Susuyorum nicedir İçimdeki 'sen'le Bildirdin yine kendini Ellerini uzatmadan Lal olmuş dudaklarıma   ... Devamı

DİVAN EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ NEDİR

2012-11-09 19:21:00

DİVAN EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ Divan edebiyatı, Türklerin, 13. ve 19. yüz­yıllar arasında Anadolu’da yarattıkları, temelinde İslam dininin bulunduğu Türk, Arap ve İran edebiyatlarının karışımı, ortak kültürün bir ürünü olan yazılı edebiyat türüdür.   Divan edebiyatına “yüksek zümre edebiyatı”, “havas edebiyatı”, “klasik Türk edebiyatı” gibi isimler de verilir. Fakat her şairin bir “Divan”ı olduğu için daha yaygın olarak kullanılan isim Divan edebiyatıdır.   Divan edebiyatının kaynakları din, tasavvuf, Kur’an, hadis, peygamber hikâyeleri, evliya menkıbeleri, İran ve İslam mitolojisi, XIII. yüzyılından sonra yerli yaşam, günlük olaylar olmuştur. Bu nedenlerle şiirlerde aşk, şarap, din ve ahlak ile ilgili soyut kavramlar işlenmiştir. Şiirlerin kişi ve toplum yaşayışı ile ilgili gerçeklere, doğaya ilgileri azdır.   Divan şiirinde aşk ön plandadır. Ama bu aşk hem dünyevi hem de tasavvufidir. Tasavvufa bağla­nan şairin amacı, "mutlak güzellik" olan "Allah’ı bulmak"tır. İlahî aşk, maddi aşkla başlar. Bir güzele âşık olan şair, duygularını daha sonra so­yutlama yoluyla ilahî aşka dönüştürerek Allah’a kavuşmak için çabalar. Aşkı din dışı bir anlayışla işleyen şairlerin şiirlerinde ise hayran olunan bir varlık olarak kadın önemlidir. Ama sevgili; zalim, vefasız; âşık ise bahtsızdır. Sevgili aşığına yüz vermez ve ona devamlı acı çektirir.   Dil, cümle yapısı bakımından Türkçe olmasına rağmen sözcükleri bakımından Arapça ve Farsça kelimelerin bolca bulunduğu, Osmanlıca da denilen yazı dilidir.   ... Devamı

DİVAN EDEBİYATI NEDİR VE ÖNCÜLERİ

2012-11-09 19:13:00
DİVAN EDEBİYATI NEDİR VE ÖNCÜLERİ |  görsel 1

Bu edebiyat özellikle Arap ve İran edebiyatı kurallarına bağlıdır; onların içeriğinden geniş ölçüde yararlanır. Şiir divan adıyla anılan derleme içinde yer alan kaside, musammat, gazel, rubai gibi türleri kapsar. Anlatı türü ise genellikle mesnevidir. Ortak İslam kültürünün etkisi ile yazı dilinde Arapça ve Farsça'dan alınan sözcükler, bu dillere ait kurallar büyük ölçülere ulaşmıştır. Divan Edebiyatı, saray ve medrese çevresinde aydın topluluğun edebiyatı olarak gelişti. Şeyhi, Ahmet Paşa, Hayali, Necati gibi şairler lirik şiirde İranlı ustaların yapıtlarındaki içerik ve söyleyiş başarısını kendi dillerine aktardılar. Çağatayca'da Ali Şir Nevai'nin, Azeri Türkçesi'nde Fuzûlî'nin ulaştığı klasik olgunluğun Osmanlı şiirindeki temsilcisi ise Baki (1523-1600) oldu. Nef'i (1575 ? - 1635), abartmalara, gösterişli benzetmelere, coşkulu bir söyleyişe yer veren kasideleriyle, Nabi (ö. 1712), Koca Ragıp Paşa (ö. 1762) duygu ve imgelerin yerine yaşam deneyleriyle beslenen, ahlâksal öğütler taşıyan gazelleriyle, Lale Devri'ne tanıklık eden Nedim (ö.1730) neşeli, yaşam dolu şiirleriyle, özellikle şarkılarıyla tanındı.   Bâkî Dilde, temalarında halk söyleyişine, halk beğenisine yaklaşma eğilimine (Nedim, Enderunlu Fazıl [1759 ? -1810] ) karşılık Fehim-i Kadim, Naili, Neşati, Şeyh Galip gibi şairler içiçe tamlamalara, karmaşık imgelere dayanan Sebk-i Hindi akımının temsilcisi oldular. Tanzimat'tan sonra Türk şiiri, batı etkisi altında değişip gelişirken yeni edebiyatın temsilcileri (Ziya Paşa, Namık Kemal vs.), divan şiiri geleneğine uygun ürünler de verdiler. Eski şiirin son temsilcileri Encümen-i Şuara adı verilen topluluğun Naili, Fehim-... Devamı

MİT NEDİR EDEBİYATTA YERİ VE ÇEŞİTLERİ

2011-12-30 13:59:00

Mit kutsal bir öyküyü anlatır; en eski zamanda, “başlangıçtaki” masallara özgü zamanda olup bitmiş bir olayı anlatır. Başlangıç; evrenin ve alemin yaratılışıdır. Mitin sınırları: Olay, mekan ve zamandır. Mekan, kozmik alem; zaman ise kozmik zamandır. Kozmik ise; İslâm’a göre ruhların yaratıldığı andır. · Tanrılar ve yarı tanrılar mitin ana kahramanlarıdır. · Mit, doğaüstü varlıkların eylemlerinin öyküsünü oluşturur. · Bu öykü kesinlikle gerçek ve kutsal olarak kabul edilir. · Mit her zaman için yaratılışla ilgilidir. 1. Mit, kutsal bir anlatıdır. 2. Simgesel ve kutsal bir ağırlığı vardır. 3. İlk insanın dünyayı yaratanlara kendisini anlamlandırmak için sorduğu neden ve nasıllara, o dönemin şartları içerisinde cevap vermişlerdir. 4. Mitlerin kahramanları ilahlar, ilaheler ve yarı-tanrılardır. 5. Mitlerde zaman ve mekan kozmiktir. Haritada ve bildiğimiz bir zaman diliminde açıklanamaz, gösterilemez. 6. Mit, her zaman bir yaratılışla ilgilidir. Bir şeyin hayata nasıl geçtiğini ya da bir davranışın, bir kurumun, bir çalışma biçiminin nasıl yaratıldığını, oluştuğunu anlatır. 7. İnsanlar miti bilmekle, onu çözmekle nesnelerin kökenini de bilir. Burada dıştan soyut bir bilgi söz konusu değil, yaşanılan bir bilgi söz konusudur. 8. Mitler, gerçek anlamlarını ancak içinden çıktıkları topluluk içinde bulurlar. İçerdikleri sembollerin ancak yaşadıkları toplumun sosyal, kültürel ve ekonomik yapısında birebir karşılıkları vardır. Sadece o toplum içinde anlaşılırlar. Diğer toplumlarda sembollerin dili çözülemediğinden dolayı mitin anlamı verdiği mesaj anlaşılamaz ve mit gerçekdışı bir gör... Devamı

EDEBİYATTA TANZİMAT DÖNEMİ YAPILAN YENİLİKLER

2011-12-30 13:50:00

Gazete Bir yayın organı olarak 1831’de çıkmaya başlayan Takvim-i Vakayi, resmî bir gazete idi. Daha sonra yarı resmî olarak 1840’ta İngiliz Churchill tarafından Ceride-i Havadis çıkarıldı. İlk edebî ve özel gazete ise 1860 yılında Şinasî ve Âgâh Efendiler tarafından çıkarılan Tercüman-ı Ahvaldir. Daha sonra Şinasî, 1862’de Tasvir-i Efkâr’ı çıkarmaya başlar. Bunların dışında Muhbir (1866), Hürriyet (1867), Basiret (1869), İbret (1871), Devir (1872), Bedir (1872) gazeteleri çıkar. Hikâye ve Roman Türk edebiyatı romanla ilk defa 1859’da karşilaşir. Yusuf Kâmil Paşa Fenolen’in Telemak (Telem**ue) adlı romanını tercüme eder. İlk yerli roman Şemsettin Sami’nin Taşşuk-i Talât ve Fitnat (1872)’ıdır. İlk hikâye Ahmet Mithat Efendi’nin Letaif-i Rivayet’idir. Tiyatro İlk tiyatro Şinasi’nin Şair Evlenmesi adli, iki per****k, komedi türündeki eseridir. Eserde görücü usulü ile yapilan evliliklere gönderme yapılır. Şiir Tanzimat döneminde en önemli yenilik şiirde görülür. Şekil olarak divan şiirine bagli kalinmiş, fakat konu bakimindan hem eski terk edilmiş hem de oldukça yeni ve çeşitli konular işlenmiştir. Aruz ölçüsünün yaninda az da olsa hece kullanılmıştır. Gazel, kaside, terkib-i bent gibi şekiller kullanilarak hak. Adaler, kanun, medeniyet, eşitlik hürriyet kavramlari işlenmiştir.  Devamı

MANİ NEDİR ÖLÇÜLERİ VE ÖZELLİKLERİ

2011-12-23 10:31:00

10.Mani Mani Türk halk edebiyatında koşma ile birlikte şiirde iki ana biçimden biridir.Halkın ortak ürünü olan,yaratıcılarının adları bilinmeyen maniler genellikle yedi heceli dört dizeden (dörtlük,kıta) oluşur. Mani Anadolu’nun çeşitli yörelerinde değişik adlarla bilindiği gibi,Anadolu dışında da mane ,hoyrat gibi adlarla anılır.Mani sözcüğünün kökü kesin olarak bilinmemekle beraber bu sözcüğün “mana” (anlam) sözcüğünden türediği görüşü yaygındır. Maniler genellikle düğün, askere gitme,bayram,niyet çekme ya da tutma,çalışma,sevgi gibi bir durum olduğunda söylenir.Böylece ortam ve duruma göre niyet manileri,çalışma ya da iş sırasında söylenen maniler,atışma manileri,semai kahvelerinde söylenen maniler,düğünlerde söylenen maniler,bekçi ve ramazan davulcularının manileri,aşıkların ve halk hikayecilerinin manileri gibi bölümlere ayrılır. Maniler yapılarına göre düz ve kesik mani diye ikiye ayrılır.Tam mani de denen düz maniler yedişer heceli dört dizeden oluşur.Ayaklı mani ya da cinaslı mani diye de adlandırılan kesik manilerin ilk dizelerinde hece sayısı eksiktir.İlk dize 3,4 ya da 5 heceden oluşur.Bu tür manilerin uyakları cinaslıdır.Kesik mani ilk dizesinin hece sayısı ”adam aman;aşık der ki” gibi sözcüklerle tamamlanırsa “doldurmalı kesik mani” deniri.4-18 dizeden oluşan kesik manilerde uyak a-a-x-a-x-a-x-a... ya da a-x-a-x-a-x... biçiminde olur.   Devamı

AĞIT NEDİR AĞITIN ÖZELLİKLERİ

2011-12-23 10:29:00

Bir ölünün ya da acı bir olayın ardından söylenen ezgili şiirlere ağıt denir.Anadolu’da çok yaygın olan ağıt geleneğinin kökleri Orta Asya’ya kadar uzanır.Türk’ler ölülerin ardından yuğ adını verdikleri törenler düzenler ve bugünkü ağıtların örnekleri sayılan sagu’lar söylerlerdi.Bilinen en eski sagu,İÖ 7. yüzyılda yaşamış Türk Hakanı Alp Er Tunga’nın ölümü üzerinedir. Belli bir şiir düzenine uygun olan ağıtlar dilden dile dolaşarak yaygınlaşır.Yüzyıllar boyu söylenerek , zengin bir sözlü edebiyat geleneği yaratacak kadar çok ağıt örneği günümüze ulaşmıştır. Türk halk edebiyatında ağıtlar,genellikle önceden hazırlanmaksızın (doğaçlama) söylenen ve ozanı bilinmeyen (anonim)şiirlerdir.Bunula birlikte edebiyatımızda ozanı belli olan ve belli bir ezgi eşliğinde doğaçlama -7- söylenmeyen ağıtlar da vardır.Recaizade Mahmud Ekrem’in,oğlu Nijad’ın ölümü üzerine yazdığı şiir bu tir bir ağıttır: Bu ayrılık bana yaman geldi pek Ruhum hasta,kırık kolum kanadım Ya gel bana,ya oraya beni çek Gözüm nuru oğulcuğum,Nijad’ım.    Devamı

BEYİT MISRA VEZİN HECE ÖLÇÜSÜ NEDİR

2011-04-24 17:42:00

Mısra M anzum edebiyat yapıtlarının her bir satırına verilen isimdir. Bir ölçüye uygun olarak söylenmiş beyitin yarısına da mısra denir. En küçük anlamlı nazım birimi olan mısra, bir şiirin parçası olabileceği gibi, bağımsız bir bütün de olabilir. Yani tek mısralık şiirler de olabilir. Divan edebiyatında kendi içinde bir bütün oluşturan mısralara mısra-i azade (bağımsız mısra) adı verilir. Ayrıca bir beyitin birbirinin anlamlarını tamamlayan ya da aralarındaki anlam bağı kesin olmayan mısralarına da aynı isim verilir. Yetkinliği, sağlam yapısı, özlü ve çarpıcı anlatımıyla dikkat çeken, her zaman kolayca anımsanabilen, dilden dile dolaşan mısralar "mısra-i berceste" ya da şah-mısra diye adlandırılır. ÖLÇÜ (VEZİN) Edebiyatımızda iki ölçü kullanılmıştır. 1. HECE ÖLÇÜSÜ: Şiiri oluşturan dizelerdeki hece sayılarının aşit olmaı kuralına dayanan ölçüdür. Hece ölçüsünde dizeler iki yada daha çok parçaya bölünür.Dizelerin bu bölüm yerlerine durak denir. Duraklar sözcükleri bölmez. 2. ARUZ ÖLÇÜSÜ:Hecelerin kısa uzun (açık kapalı) olması kuralına dayanan ölçüdür. Ölçü, ahengi sağlayan ögelerdir. Beyit İki mısradan meydana gelen nâzım parçası. Divan edebiyatında nâzım birimi sayılan beyit, aynı vezinde olan ve birbiri peşinden gelen iki mısradır. Çoklukla anlamın tamamlandığı bir bölüm Beyitin bir nâzım birimi olarak kabul edilmesi yüzünden, divan edebiyatı şiirlerinde konu birliği pek az görülür. Divan şairinin bütün düşüncesi, beyitleri meydana getirecek kafiyelerle ikişer mısra söyleyebilmekti. Divan edebiyatındaki bu şiir anlayışı, bi... Devamı

EDEBİYAT NEDİR EDEBİYAT NE İŞE YARAR

2011-01-11 23:16:00

EDEBİYAT NEDİR, EDEBİYATIN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?   Okuyanlara estetik (sanatsal) bir doyum sağlamak amacıyla yazılmış, ya da böyle bir amacı olmasa bile biçimsel ve içeriksel özellikleriyle bu düzeye ulaşabilen bütün yazılı eserlere edebiyat denir. Edebiyat bir anlatım biçimidir. Düşünce ve duyguları güzel ve etkili bir biçimde anlatma sanatı olarak da tanımlanabilir. Herhangi bir metnin edebiyat eseri sayılabilmesi için sanatsal değerler taşıması gerekir. Edebiyatın ne olduğunu anlayabilmek için onun, dilden, konuşma ve düzyazı dilinden farklı olan yanlarını ortaya koymak gereklidir.   Konuşma ve düzyazı dilinde, dil bir araç, sözcükleri kullanmakla girişilmiş, belli bir amaca dönük eylemdir. Doğruyu araştırma, ortaya koyma, başkalarına iletme aracıdır. Konuşma ve yazı dilinde sözcükler görevini yaptıktan sonra işe yaramaz hale gelir. Önemli olan meydana getireceği sonuçlardır. Sonuç yani amaç, onu okuyan, ya da dinleyendeki değişimdir. Düşüncemizi dile getiren sözcükleri nasıl biçimlendirdiğimizi unuturuz. Onlar aracılığı ile düşüncemizi ilettiğimiz kişi de onların nasıl biçimlendirildiğine dikkat etmez. Unutur. Dil, bizi doğrudan doğruya öteki insanlarla yada eşya ve düşüncelerle karşı karşıya getirir. Konuşma ve yazı dilinde sözcükler saydamdır. Uçarıdır. Aradan kaybolur gider.   Oysa şiir ve edebiyatta bunların tam tersi oluşmaktadır. Şiir ve edebiyatta dil bir araç değil, biraz amaçtır. Şiir ve edebiyatta dil, sözcükler, cümleler ve biçimler nesnel (objektif) hale gelirler, şeyleşirler.  İnsanla öteki insanların, eşyanın ve düşüncelerin arasına girip saydamlaşmaz şiir. Uçarı hale gelmez konuşma ve düzyazı d... Devamı

GARİP AKIMI VE EDEBİYATIMIZDA GARİPCİLER

2011-01-01 22:38:00

GARİPÇİLER ( I. YENİCİLER ) * Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının belki de bütün Türk edebiyatının en farklı gurubu olarak edebiyat tarihinde yer almışlardır. * 1940 yılına kadar gelen bütün şiir anlayışına karşı çıkan Orhan Veli, Oktay Rıfat Horozcu, Melih Cevdet Anday ortaklaşa "Garip" dergisini çıkarıp bu akımı başlatmışlardır. * Şiirde ölçü ve kafiye gereksizdir. * Şiir fikirleri aşılamak işin kullanılmamalı. * Şiirde anlam düz verilmeli. * Her konu şiire girebilmeli * Her insan şiirin konusu olabilmeli. * Şiirde söz ustalığı, laf cambazlığına gerek yoktur. * Şiirde önemli olan bütün güzelliğidir. Devamı

ÇALIŞMAK VE TEBELLİK ARASINDAKİ FARKI AÇIKLAYAN ATASÖZLERİMİZ

2010-12-29 08:49:00

Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur. İster bağ, ister iş yeri, isterse bir eşya olsun, ona gerekli bakımı gösterirsek beklediğimiz faydaya kavuşuruz. Bir bağa bakmaz, onu çapalamaz, budamasını yapmaz, yabancı otlardan temizlemez ve gübrelemezsek bir zaman sonra onu dağa, verimsiz bir yere dönmüş görebiliriz. Bakımı olmayan bir iş yeri, bir eşya için de durum bundan farklı değildir. Bakımdan uzak tutulmuş bir iş yerinde düzen gözetilmezse aksaklıklar giderek büyür, önü alınamaz olur, sonunda iş yeri iflasın eşiğine gelebilir. Bir eşyanın bozuk, kırık, eksik bir yanı yerinde ve zamanında giderilmezse, o eşya bir süre sonra kullanılamayacak hâle gelir. Unutulmamalıdır ki, bakılan ve onarılan şeyler ancak yararlanılacak şeyler olarak ortada kalı Bakmakla usta olunsa, köpekler (kediler) kasap olurdu. Öğrenmenin esası denemeye ve yapmaya dayanır. Bir şey, başkasının yaptığı işe bakılarak öğrenilemez. Eğer bilgi ve becerinin de kazanılmasının yapmaya dayandığı düşünülürse, bir işin öğrenilmesinin seyretmeye değil, bizzat denemeye ve o iş üzerinde çalışmaya bağlı olduğu daha açıkça görülür. Ustalık da ancak böyle elde edilir. ... Çalışkanlık baht getirir, tembellik taht götürür. . Kral bile olsan, eğer çalışmazsan tahtından olursun. Çalışırsan, (Ne istiyorsan) bahtında ne varsa o olur Açık ağız aç kalmaz. Çalışan, didinen, ne istediğini bilen, bıkmadan usanmadan bunu dile getiren kişi geçim yolunu bulur; muhtaç duruma düşmez, aç kalmaz. Adamın iyisi iş başında belli olur. İnsanı gösteren sözü değil, işidir. Bir insanın gerçek değeri; becerikli mi beceriksiz mi, çalışkan mı tembel mi, başarılı mı başarısız mı, iyi mi kötü mü olduğu yaptığı işlerle, &c... Devamı

HİKAYE NEDİR KAÇ ÇEŞİT HİKAYE VARDIR

2010-12-23 07:22:00

Yaşanmış veya tasarlanmış bir olayı, bir durumu; yer, kişi ve zaman belirterek anlatan kısa yazılara denir.   Hikayede, olayın geçtiği yer sınırlı, anlatım özlü ve yoğundur. Karakterler belli bir olay içinde gösterilir. Bu karakterlerin de çoğu zaman sadece belli özellikleri yansıtılır. Konu tümüyle düş ürünü olabilir, ya da son derece gerçekçidir. Genellikle romandan kısa olurlar, dar bir zamanı kapsarlar, kişileri romana göre daha azdır, anlatılanları tek ve sınırlıdır ve olayla ilgili yer ve zaman belirtirler. Serim düğüm ve çözüm denilen üç bölümden oluşurlar.Olayı sürükleyen bir kişi (öykünün kahramanı) vardır. Hikaye kısalığı ve kurgusuyla masala, kişilerin nitelendirilmesi, eylemin işlenişi ve canlandırılmasıyla da romana yaklaşır. Hikayenin kısalığı yapısal olarak, kişinin niteliğiyle geliştiği eylem arasındaki sıkı bağdan kaynaklanır. Hikayenin çerçevesi, çoğu kez anlatıcının durumunu belirterek çizilir.   HİKAYEYİ ROMANDAN AYIRAN ÖZELLİKLER   -Kısa oluşu,   -Yalın bir olay örgüsüne sahip olması,   -Genellikle önemli bir olayı tek ve yoğun bir etki uyandırarak vermesi,   -Az sayıda karaktere yer vermesi.   HACİMLERİ BAKIMINDAN HİKAYELER:   1-Kısa hikayeler   2-Uzun hikayeler   *Kısa Hikayeler: Kısa öykülerin olay kahramanları sınırlıdır. Birkaç kişiyi geçmez. Olay örgüsü çok kısadır ve etkileyici olmak zorundadır. Tek bir konu üzerinde durulur.   *(Uzun) Hikayeler: Öykülerden biraz farlıdırlar. Birkaç bölüm halinde yazılabilirler. Olay kahramanları daha fazla olabilir. Birkaç olayın iç içe geçme... Devamı

CUMHURİYET DÖNEMİ EDEBİYATI VE ÖNCÜLERİ

2010-12-19 15:47:00

CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI Cumhuriyet dönemi, millileşme akımının devamı olarak, hızlı bir gelişme ve oluşma çığırı açmıştır. Devrimler, özellikle Dil devrimi Türkçe’yi ve Türk Edebiyatını gerçek mecrasına sokmuş milliyetçi, halkçı, devrimci, modern sanat ve edebiyat görüşlerinin benimsenmesine yol açmıştır. Cumhuriyet dönemi, sürüp gelen dil tartışmalarını bilimsel bir sonuca bağlamış, Türk Edebiyatı Batı taklitçiliğinden kurtulmuş, yeni bir atılışla kendi kişiliğini bulmuş, halk ve aydın arasındaki uçurum kapatılmaya çalışılmıştır. Bu dönemde ortaya çıkan edebi topluluklar : Beş Hececiler , Yedi Meşaleciler , 1.yeni , Maviciler , 2. yenidir. Cumhuriyet Dönemi Edebiyatının Belli Başlı Özellikleri: 1. Aruz ölçüsü tamamen bırakılmıştır. 2. İlk yıllarda kullanılan hece ölçüsü 1940’lardan sonra yerini serbest şiire bırakmıştır. 3. Şiir , roman , öykü türünde önemli teknik gelişmeler olmuştur. 4. Roman ve öyküde realizm , natüralizm , toplumsal gerçekçilik gibi akımlar etkili uş , şiirde olmise çağdaş akımlar izlenerek onların benzerleri yaratılmaya çalışılmıştır. Bu dönemin önemli Sanatçıları Hikaye ve Roman alanında: Sabahattin Ali , Sait Faik , Aziz Nesin , Kemal Tahir , Yaşar Kemal , Orhan Kemal , Haldun Taner , Fakir Bayburt , Cevat Şakir , Kabaağaçlı Tiyatroda: Vedat Nedim Tör , Turgut Özakman , Turan Oflazoğlu … Şiirde: a)Heceyi kullananlar: Ahmet Hamdi Tanpınar , Ahmet Kutsi Tecer , Necip Fazıl Kısakürek , Ziya Osman Saba , Ahmet Muhip Dranas , Cahit Sıtkı Tarancı. b)Özgür nazımda: Nazım Hikmet , Fazıl Hüsnü Dağlarca , Orhan Veli Kanık , Oktay Ritaf Horozcu , Behçet Necatigil , Cahit Külebi ... Devamı

ARUZ ÖLÇÜSÜ NEDİR-FEİLATÜN,FEÜLÜN KALIBI

2010-12-14 20:18:00

1- Aruz ölçüsünde heceler açık (kısa), kapalı (uzun) ve medli hece olmak üzere üçe ayrılır. 2- Başlıca tef‘ileler şunlardır: Fa‘ (-), Fe ul (. -),Fa‘ lün (- -), Fe i lün (. . -),Fâ i lün (- . -), Fe û lün (. - -), Mef û lü (- - .), Fe i lâ tün (. . - -), Fâ i lâ tün (- . - -), Fâ i lâ tü (- . - .), Me fâ i lün (. - . -), Me fâ î lün (. - - -), Me fâ î lü (. - - .), Müf te i lün (- . . -), Müs tef i lün (- - . -), Mü te fâ i lün (. . - . -)... Burada tef‘ilelerle parantez içindeki hecelerinin değerlerinin aynı olduğuna dikkat ediniz. 3- Aruz vezninde tef‘ileler heceleri bölebilir. Hece ölçüsündeki gibi okuyuşta tef‘ilelerde durgu yapılmaz. 4- Aruz vezninde hecelerin kısalığı ve uzunluğu esas olduğu için bazı Türkçe kelimeler kısa olduğu halde vezin gereği uzun okunur; buna imale denir. İmale kısa heceyi uzun yapar. Arapça ve Farsça kelimelerdeki bazı uzun seslerin vezin gereği kısa okunmasına da zihaf denir. Zihaf ise imalenin tersine uzun heceyi kısa yapmayı sağlar. Hece ölçüsünde böyle bir mesele yoktur. Türk edebiyatında imale çok sayıda bulunmakla beraber zihaf kusuru hoş karşılanmadığı için çok az yapılmıştır. 5- Farsça tamlama eki olan “-i” ile “ve” anlamındaki “ü, vü” bağlacı vezin gereği uzun da kısa da olabilir. 6- Medli heceler hafif bir “i, ı” sesi varmış gibi okunur. Bahâr kelimesi bahâr[ı], eşkden kelimesi ise eşk[i]den şeklinde söylenmelidir. 7- Feilâtün / Feilâtün / Feilâtün / Feilün kalıbıyla yazılan şiirlerde ilk tef‘ile bazı mısralarda... Devamı

KEREM VE ASLI DESTANI-KEREM VE ASLI DESTANI

2010-11-12 08:15:00

Kerem ve Aslı destan Azerbaycan türklerine bağlanır. Aynı milletin Kafkaz oğullarının (Azerbaycan türklerinin veya albanların) arasında dini inanç farkını gösteren bir Azerbaycan türk destanıdır. Destan hiristiyan albanlarla müslüman türkleri karşılaşdıran bir hikâyedir. O zamanlar yaşlı bir İsfahan Padişahı, mirasını bırakacak bir erkek evladı olmadığı için üzülmektedir. Padişahın "Keşiş" diye hitap ettikleri bir yardımcıları vardır. Keşiş padişah için bir elma ağacı diktirtir ve senesinde padişahın herkesi kıskandıracak derecede yakışıklı bir erkek evladı dünyaya gelir. Bu çocuğa yiğitliği ve mertliği dolayısı ile Kerem adı verilir. Keşişin de Aslı adında dünyalar güzeli bir kızı vardır. Bu iki genç çocukluklarını beraber geçirirler. Kerem'in Sofu adında bir arkadaşı vardır. Kerem bir gün Sofuyla gezerken Aslı'yla karşılaşır. Kerem'in nutku tutulur ve bir daha konuşamaz. Bir süre sonra Aslı ortadan kaybolur. Kerem Aslı'yı bulmak için yollara düşer. Yolda karşısına çıkan herşeye Aslı'yı sorar. Yolda karşılaştığı kızları Aslı'ya benzetir. Bir gün Sofu Kerem'in yanına gelir. Kerem'e, Aslı'nın başkasıyla evleneceğini söyler. Kerem bunu duyar duymaz Aslı'nın evine gider. Aslı ile Kerem o gece evlenirler. Keşiş düğün sırasında Kerem'e büyü yapar, düğünden sonra Kerem ile Aslı yorgun bir şekilde evlerine dönerler. Kerem üstündeki mintanı çıkarmak için düğmeleri açar fakat düğmeler tekrar iliklenir. Daha sonra Kerem bir kaç kez mintanı çıkarmayı denese de başaramaz. Artık daraldığı için yorgunluktan bir "ah" çeken Kerem ağzından yayılan ateşle yanmaya başlar. Aslı Kerem'i söndürmek için ona su verir fakat bu sefer ateş daha da ... Devamı

KOŞMA NEDİR ÇEŞİTLERİ VE ÖZELLİKLERİ

2010-11-11 09:04:00

Koşma, Türk Halk edebiyatında doğa, aşk, ölüm, ayrılık, yiğitlik, toplumsal olaylar gibi konuların işlendiği en sık kullanılan şiir türü. Dörtlüklerden oluşur. Dörtlük sayısı genellikle 3, 5 arasındadır. Hece ölçüsünün 6+5 veya 4+4+3 duraklı 11’li kalıbıyla yazılır. Şair koşmanın son bendinde ismini ya da mahlasını söyler. Koşmalar dile getirilen duygular ve söylenişlerine göre koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt gibi isimler alır. Karşılıklı konuşma şeklinde yani “dedim” “dedi” diye başlayan dizelerle de söylenebilir. Bu tür koşmalara “mürâcaa” ismi verilir. Bütün kafiyeleri cinaslı olan koşmalara “tecnis” denir.   Özellikleri:   1. Türk Halk edebiyatının en çok sevilen, en çok kullanılan nazım şeklidir. 2. Dörtlüklerle söylenir. 3. Dörtlük sayısı genelde 3 veya 5’tir. 4. Koşmalarda en çok 11’li hece ölçüsü kullanılır. 4+4+3=11 ya da 6+5=11. 5. Genelde yarım kafiye kullanılır. 6. Kafiye örgüsü; ilk dörtlük; aaab, abab, aaba veya abcb şeklinde olup diğer dörtlükler cccb, dddb şeklindedir. 7. Koşmada, tabiat güzellikleri, sevgi, ayrılık, yiğitlik, yakınma, ıstırap, eleştiri, hayata ait görüşler konu alabilir. 8. Genelde şiirin içinde özellikle de son dörtlükte şairin mahlası bulunur. 9. Dil sade, anlatım yalın ve içtendir. 10. Koşmalar işlenen konulara göre çeşitli isimler alır. Bunlar aynı zamanda âşık edebiyatı nazım türleridir.   1- Güzelleme: Doğa güzelliklerini sevgiyle içe içe işleyen lirik şiirlerdir. Kadın, at gibi sevilen varlıkları övmek için söylenen koşmadır.  ... Devamı

SEVGİDE GÜNEŞ GİBİ OL. mevlana sözünün açıklaması

2010-10-06 09:46:00

SEVGİDE GÜNEŞ GİBİ OL,DOSTLUK VE KARDEŞLİKTE AKARSU GİBİ OL. HATALARI ÖRTMEDE GECE GİBİ OL,TEVAZUDA TOPRAK GİBİ OL. ÖFKENDE ÖLÜ GİBİ OL. HER NE OLURSAN OL,YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN,YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL  Mevlana bu ünlü sözünde insanlara nasihat vermektedir.   SEVGİDE GÜNEŞ GİBİ OL. Bilindiği gibi güneş her canlının üzerine eşit olarak doğmakta, batmakta ve onu ısıtmakta Birisini sevip öbürünü sevmeme gibi bir durumdan uzak durmamızı ve herkese eşit davranmamızı ve güneş gibi her canlıya sıcak bir dost olarak yaklaşmamızı ögüt vermekte.   DOSTLUK VE KARDEŞLİKTE AKARSU GİBİ OL. Bu cümlede de dostluğun ve kardeşliğin,önemini vurgulamakta,akarsuya benzetmesi. Akan suyun üzerinde pislik oluşmadığını ve akarsuyun bu pislikleri alıp uzaklara götürmesi ve kendisini devamlı temiz tutması. Dostluğu ve kardeşliği aynı ayarda görmesi ve bu ilişkilerde akarsu gibi temiz olunmasını ögütlemekte.   HATALARI ÖRTMEDE GECE GİBİ OL. Buradaki gece karanlığı anlatmakta ve karanlıkta kusurların,hataların görünmiyeceği için insanlardan gece gibi olmasını istemekte.   TEVAZUDA TOPRAK GİBİ OL. Mevlana burada yine benzetmeler eşliğinde övütlerine devam ediyor. Tevazu:Alçak gönüllülük demek. Toprak verimlidir ne dikersen sana onu kat kat geri verir ve toprak sana verdiği nimetleri sunarken kibirlenmez. Bakmayı bilen gözler onun böbürlenmeden bize verdiği nimetleri görür ve bu cümlesinde kibirden uzak durmamızı nasihat etmekte.   ÖFKEDE ÖLÜ GİBİ OL. Mevlana celalettin... Devamı

HALK EDEBİYATI nedir VE ANONİM BİLGİ

2009-09-08 11:43:00

  Halk edebiyatının dallarından biri olan anonim edebiyat,kim tarafından söylendiği bilinmeyen,halkın ortak malı sayılan ürünlerin oluşturduğu edebiyat koludur.Sözlü geleneğe dayanır.Halk diliyle söylenir. Anonim Halk edebiyatı sözlü edebiyat geleneğinde; • Destan • Halk hikayesi • Masal • Ninni • Bilmece • Ortaoyunu • Atasözü • Tekerleme • Türkü • Mani • Ağıt gibi türlerdeki ürünleri kapsar. Bunların anonim olarak değerlendirilmesi,ya yaratıcılarının bilinmemesinden,ya da ortaklaşa bir çaba ürünü olarak kabul edilmesinden ileri gelmektedir. Anonim Halk edebiyatı ürünlerinde; • Ölüm • Aşk • Hasret gibi tüm insanlığı ilgilendiren konular işlenir. Anonim Halk edebiyatı ürünleri: 1.Destan Destan kahramanların olağanüstü serüvenlerini ve yiğitliklerini,coşkulu bir üslupla anlatan koşuk biçimindeki uzun öyküye denir.Destanlar halk ozanlarınca kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarıldıktan sonra yazıya geçirilmiştir.Edebiyatın bilinen en eski türlerinden biri olan destan töre ve geleneklerin kuşaktan kuşağa geçmesini sağlamıştır. Halk edebiyatında olay anlatımına en elverişli tür destandır.Destanlar her şeyden önce toplumsal tepkiyi dile getirir:önceleri toplumu yakından ilgilendiren savaş,ayaklanma,kıtlık,deprem,yangın gibi trajik ve dramatik olaylar konu edilmiştir. Tarihte ilk destan Sümerlere aittir.İÖ 2000’de Sümer dilinde yazılmış olan bu destan,büyük olasılıkla İÖ 3000’de Mezopotamya’da yaşamış,ölümsüzlüğün peşindeki Gılgamış adlı bir kralın öyküsüdür. Destanlar dörtlük esası üzerine düzenlenmiştir.Dörtlük... Devamı