KORKU TRENİ- HİKAYE

2013-10-20 00:09:00

Trenin raylarda çıkardığı sesler ona ninni gibi gelmiş; gözkapaklarına bir ağırlık çökmüştü. Zorla gözkapaklarını açık tutmak için kendinle mücadele etmeye başladı. Oturduğu yer, cam kenarıydı. Camdan dışarıya bakmaya başladı. Bakışları beynine gördüklerini yollamıyor gibiydi. Her şey flu, her yer griydi. Kafasını cama yasladı. Kulaklarında raylardan çıkan ses vardı. Aklına yıllar öncesi öldürdüğü iş ortağı gelmişti. Yaptığım plan mükemmeldi diye hafifçe gülümsedi. Uygulamaya koyduğu plan sonucunda, ortağı kim vurduğa gitmiş ve faili meçhul olarak tozlu dosyaların arasında yerini almıştı. Gözkapakları sonunda bu mücadeleden galip çıkmış, uykuya yenik düşmüştü. Uykusunda karanlık bir kuyuya düştüğünü ve sislerin içinden, kendisine bir elin uzandığını gördü. Ama elin sahibi karanlıkta kalmıştı. Karanlığı delercesine, meçhul kişiye bakmaya başladı. El kendine gittikçe yaklaşıyordu. Elini ona doğru uzattı. Fakat birden, bu hareketinden pişman olmuş gibi, elini geri çekti. Korkmuştu, bu el kimin diye düşünmeye çalıştı. Yeniden karanlıkta kalan elin sahibine baktı. Karanlık bulutun içindeki şahsı, yıllar önce öldürdüğü iş ortağına benzetti. O olabilir mi diye düşünmeye çalıştı. Ama kendine elini uzatan kişinin yüzü belli olmuyordu. El hala ona doğru uzanmış vaziyette havada öylece duruyordu. Birden kendisine ısrarlı bir şekilde uzatılmış eli yakaladı. Kendini yukarıya doğru çekti. Ama tuttuğu elin koptuğunu hisseti, şaşkınlıkla kopuk ele baktı. Korku dolu bir çığlık atarak, onu yere attı. Her tarafı kan olmuştu. Kopuk el ona, yıllar önce öldürdüğü kişinin, önce elini kestiğini hatırlatmıştı. Kafasını yukarıya doğru ... Devamı

HERŞEY SENİNLE GÜZELDİ

2013-09-21 20:44:00

Bir sonbahar günüydü, günlerden pazardı. Ağaçlardan dökülmüş yapraklar üzerinde, ellerim cebimde renkli bir yolda yürüyordum. Ağaçlar mevsimlik elbiselerini, dallarından bir bir çıkarmaya başlamıştı. On veya on beş gün sonra çırılçıplak kalarak, tabiat ananın sihirli fırçasıyla, doğayı beyaza boyamasını bekliyorlardı. Rüzgârlar şimalden sert esiyordu. Kurumaya yüz tutmuş yapraklar, rüzgârın hışmından kurtulmak için, sağa, sola kaçıyorlardı. Kuşlar artık, birbirlerine serenat yapmayı bırakmışlardı. Beyaz bulutlar hızla meçhul diyarlara doğru mavimtırak gökyüzünde kulaç atıyorlardı. İşte böyle bir gündü. İçimden güz yağmurları yakında başlar diye tam geçirirken, bu gizemli ortamı bozan, telefonum sesi duyuldu. Arayan kim diye baktım. Numara gözükmüyordu. Telefonumu merakla kulağıma götürdüm. Bir müzik çalıyordu. Çalan müziği hemen tanıdım. Ürpererek dinlemeye başladım. Şarkı bitince, telefonum kendiliğinden kapandı. Birkaç kere istemeden, kapalı telefona alo alo diye bağırdım. Yıllar sonra, her notası bende iz bırakan, bu ortak şarkımızı dinlerken gözlerim dolmuş, dudaklarım titremeye başlamıştı. Eski bir ahşap banka doğru yürüdüm. Bankın üzeri ağaçlardan düşmüş, yapraklarla kaplıydı. Usta bir ressamın üşenmeden rengârenk boyadığı, bu yaprakları temizlemeden, öylece üzerlerine oturdum. Kulaklarımda hala, bizim şarkımız çalıyordu. Şarkı bitiyor. Beynimde bu kim olabilir sorusu. Onun yerini alıyordu. Biraz önce dinlediğim, bizim şarkımızı, ikimizden başka bilen yoktu. Bu şarkıya benimle söyleyen kişi, toprağın altında yatıyordu. Onu oradan, kimse çıkaramazdı. Beynim bu kim olabilir, sorusuna kilitlenmi... Devamı

SAPIK NÜ RESSAM-ÖYKÜ

2011-12-14 18:22:00

Saç sakal birbirine karışmış, üstünde elbise varla yok arası, aşağı yukarı, iki metre boyunda, yüzeli kilo ağırlığında kolları bileklerinden birbirine zincirle bağlı, adamın biri sabahın ilk saatlerinde, hırdavatçı dükkânıma, destursuz resmen daldı. Fal taşı gibi açılmış gözleri ve ateş kusan bakışlarla, beni bir süre süzdükten, sonra kocaman ve kıllı elini boş sandalyeye doğru uzattı. Sandalye yer çekimini yenerek kuş gibi havaya kalktı. Tahta sandalye yerle buluşunca, gıcırtılarla karışık bir gürültü, dükkanın raflarında yankılandı. Sandalyeye bağdaş kurup oturdu, o deli bakışlarını yine üzerime dikti. Ne yapacağımı düşünürken, acayip bir ses tonuyla Şu kapıdan bak bakalım, beni takip eden var mı dedi? Yanından korkuyla geçip kapıdan dışarı baktım, aksilik bu ya! Bu sabah cadde de in cin top oynuyordu. Kimse var mı? Diye tekrar gürledi. Kafamı sese doğru çevirince üzerime dikilmiş yine o deli bakışlarla karşılaştım. Korkumdan sesim bacaklarımdan önce firar etmişti, onun için kafamı yok dercesine yukarı kaldırabildim. Adem baba bana o kıllı ayı pençesini andıran fırıncı küreği gibi eliyle yanıma gelmemi istercesine işaret yaptı. İçimden bildiğim bütün duaları okumaya başladım. Batan geminin s.o.s verdiği gibi kafamı kapıdan çıkararak, bir sağa bir sola doğru baktım. Etrafta bana can simidi atacak, Allahın bir kulu yoktu. Yine o acayip ses bu sefer dükkânın vitrin camında yakılandı. Adem babanın çıkardığı sesten dolayı, koca vitrin camı yedi şiddetinde deprem olurcasına sallanmaya başlamıştı. İçimden inşallah vitrin camı çerçeveden kurtulupta yere düşmez diye geçirdim. Dükkanıma sabah siftahı bırakacak hayırlı bir müşteri beklerken, hayırsız bir bela girmişti. Yanıma gel diye bağ... Devamı

AYILARIN İNTİKAMI-ÖYKÜ

2011-09-30 18:55:00

Çocukken bizim köyün masalcısı Suna teyzenin evinde, köyün bütün çocukları toplanarak, onun masal anlatmasını beklerdik. O kadar güzel masal anlatırdı ki. Suna teyze hiç evlenmemişti ve kimsesi yoktu. Kız olsun, erkek olsun, hepimize Sunam derdi. Yaşı 60 civarındaydı ama hala yüzünde ve ellerinde hiç kırışıklık yoktu. O da her akşam bizim gelmemizi bahçesinde ki dut ağacının altına oturarak beklerdi. O zamanlar köyümüzde elektrik yoktu. İdare lambasını dut ağacına asardı ve gaz ocağının üzerinde hafif kısık ateşte çaydanlık ve demlik, her gece hazır olurdu. Çayı çok severdi ve hem anlatır hem de bir yandan kıtlama şekerle çayını yudumlardı. Yine o akşam bütün köyün çocukları etrafına toplanmıştık. Pür dikkat onun o güzel masallarını dinlemek için hiç konuşmadan bekliyorduk.Ama Suna teyze bu akşam bir tuhaftı devamlı karşı ki dağda ki ormana endişeli endişeli bakıyordu. Birden oturduğu yerden hızlıca kalkarak, evine doğru koştu. Bizler onun bu korku dolu hareketlerine bir anlam verememiştik ve evinden dışarıya çıkmasını beklemeye başladık. Suna teyze az sonra elindeki tüfekle kapısının önünde göründü ve havaya tüfeği doğrultarak bir el ateş etti. Hepimiz şaşırmıştık, silah büyük bir gürültü ile patlamıştı ve kulaklarımız çınlıyordu. Silahın sesi karşı dağlarda yankılandı, ağustos böcekleri bile susmuştu, geceye bir sessizlik çöktü. Suna teyze tekrar tüfeğini ateşledi, silahın ucundan yıldırım hızında havaya bir alev çıktı. Hepimiz elimizi kulaklarımıza götürerek, sıkı sıkı kapattık. Suna teyze elinde ki tüfekle yüksek bir yere çıkarak karşı dağa doğru bağırmaya başladı. Biliyorum oradasınız, daha ölmedim kana kan ... Devamı

KESTANEYİ DEĞİL KARİZMAYI ÇİZDİRDİ-ÖYKÜ

2011-09-29 19:27:00

Arkadaşım devamlı takıldığı kahvede, bende tesadüf olarak, masanın dördüncü bacağı olmuştum ve tam okeye dönüyordum ki Bir nara sesi ile irkildim, herkes gibi sesin geldiği yere doğru baktım. Kahvenin kapısında iri kıyım kirli sakallı pala bıyıklı siyah paltosunu omuzuna atmış, bir adam avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Yanımda ki arkadaşıma ne oluyor dercesine şöyle bir baktım. Bana bir göz atıp, kulağıma eğildi ve bizim mahallenin pisliği kendini kabadayı sanıyor, her akşam aynı terane, sesini çıkarma şimdi olacakları seyret. Adam ayakta zor duruyordu, dengesini şöyle bir ayarladı yanan sobanın başına kadar geldi ve bütün masalarda oturan kişilere sanki gözleriyle kurşun sıkar gibi öyle bir baktı ki. İçimden belanın tam ortasına düştük diye geçirmeye başladım. Tekrar narayı patlattı, sesi sanki gök gürültüsü gibi çıkıyordu. Kahveci adamın yanına koşarak geldi, omuzundaki siyah paltoyu saygıyla aldı. Maganda coşmuştu bir kere ayakta zor durmasına rağmen külhanbeyliği elden bırakmıyordu. Tekrar bir nara patlattı, bu seferki on dörtlü tabancadan çıkmış, domdom kurşunu gibiydi. Bu kış günü adam kısa beyaz bir gömlekle geziyordu, benim üzerimde ise mübala olmasın ceketin altında iki kazak vardı. Adamın elinde kocaman pala tipinde bir bıçak belirdi, onu havada şöyle birkaç kere salladı. Kahvedekiler yavaş yavaş ayağa kalkarak kapının yolunu tuttular. Arkadaşım tekrar bana göz kırptı, bizde çıkalım der gibi. Bu çam yarmasına valla ne yalan söyleyeyim korkumdan bakamıyordum. Bakılacak gibi değildi ki, kendine baktığımı görse vay! Sen bana demek yan baktın, muhabbeti yapabilirdi.. İşte o zaman ayıkla pirincin taşını. Bende herkes gibi dışarıya çıktım, arkadaşım bir sigara uzattı ve başladı anlatmaya. ... Devamı

BUDA SANA KAPAK OLSUN-ÖYKÜ

2011-09-20 10:08:00

Köyün birinde Kel Ali lakaplı birisi yaşıyormuş. Kel Ali ve köyden birkaç kişi hacca gitmeye karar vermişler ve hac vazifesini yapmanın sevabı ile köylerine dönmüşler, aradan günler geçmiş. Hacca gittikleri öbür hacı arkadaşlarına bütün köylüler hacım diye hitap etmelerine rağmen Kel Aliye kimse hacım diye hitap etmiyormuş. Kel Ali ve karısı, bu işi gurur meselesi yapmışlar. Ali şahsına hacım dedirtmek için çareler aramaya başlamış. Birgün kel Alinin aklına bir fikir gelmiş ve en besili koçunu kahvenin önünde keserek bütün köy halkını akşam yemeğe davet etmiş ve etler yenmiş, ayranlar içilmiş, herkes evine gitmiş. Kel Ali ve karısı merakla sabahı sabah etmiş. Sabah erkenden Kel Ali en güzel fiyakalı urbalarını giyerek, doğruca kahveye gitmiş . Kahvede ki herkese okkalı birer kahve söylemiş, kahveler içilmiş, sohbetler yapılmış. Kel Ali evinin yolunu tutmuş. Karısı onu merak içinde hemen kapıda karşılamış ve soran gözlerle kocasına bakmış. Kel Ali başını önüne eyip ayakkabılarını çıkarırken, yine demedi deyyuslar diye kızgın bir ses tonuyla söylenerek,surat beş karış eve girmiş. Karısı çok bozulmuş, Aliye ağzına geleni saymış ama bizim ki bu lafları duymazdan gelmiş. Aradan günler su gibi akıp geçmiş. Ali bu sefer koca danayı kahvenin önünde yıkmış akşam ziyafet var. bütün köylü davetlimdir diye havasını atmış. Kavurgalar yenmiş, sohbetler edilmiş, sanki millet tövbe etmiş gibi, kimsenin ağzından yalandan da olsa hacım lafı çıkmamış. Karısının dırdırı Ali'yi dünyaya geldiğine ve hacıya gittiğine bin pişman etmiş. O kızgınlıkla, bir hafta sonra köy meydanında bangır bangır bağırarak, agalar karımın adağı varmış. Eger ben hacıdan sağ salim dönersem, ökü... Devamı

SAKATA KİM KIZ VERİR-ÖYKÜ

2011-03-06 18:42:00

   Bacağını sürüye sürüye elindeki tavşan kanı çayı masama saygıyla koydu. Teşekkür etmek için başımı kaldırdım, gözlerimiz buluştu. Aman Allahım gözlerinin içi gülüyordu. Dudaklarımızda hafif bir tebessüm ama aslında gözlerimiz gülüyordu. Üzerine küçük gelen, eski siyah ceketi şöyle bir aşağıya doğru çekti ve yine bacağını sürüye sürüye kahvenin en dip tarafında ki masaya gidip oturdu. otuz, otuzbeş yaşları civarında gösteriyordu, masanın üzerinde duran eski iskambil kâğıtlarına uzandı ve kâğıtları karmaya başladı. Gözlerimi ondan ayırmadan bir süre çayımı karıştırdım. Biraz önce çayımı masama koyan, sanki o değilmiş gibi bir havaya girmişti ve bana hiç bakmadan kâğıtları masaya tek tek açmaya başladı. İskambil falına her halde düşkündü veya can sıkıntısından öylesine bakıyordu. Bu garip halinde, beni kendine çeken bir şeyler vardı. Çayımı elime alarak, oturduğu masaya doğru yöneldim. Selamünaleyküm Kâğıtlardan gözünü ayırmadan selamımı aldı. Boş sandalyeyi çekip oturdum. Hala kâğıtlarla meşguldü. Bazen kâğıtları yavaş bazende hızlı hızlı açıyordu, bir süre bu rutin hareketlerine devam etti. *Ne oldu, falın çıktı mı? *Sana ne? Üstüne vazife mi? Sorduğuma soracağıma pişman olmuştum. Sende nereden çıktın der gibi bakmaya başlamıştı. *Faldan anlıyorsan bana da bakar mısın? *Beleşe bakmam! *Kaç paraya bakıyorsun? *Beleş dediksek, parayı kastetmedik herhalde. *Neyi kastetdin? *iki çay yeter. *İki çay mı? *Birisi sana birisi bana. *Tamam anlaştık. *O zaman kâğıtları güzelce kar ve kararken de bir niyet tut. Ocakta ki çoc... Devamı

GİZEMLİ YAŞLI ULU ÇINAR-ÖYKÜ

2011-01-15 10:11:00

Babam son zamanlarda her gece rüyasında, ulu bir çınar ağacıyla konuştuğunu, çınar ağacının kendisini yanına çağırdığını söylüyordu. Benden de kendisini rüyasında gördüğü bu ulu çınar ağacının yanına götürmemi istiyordu. Kendisine bu çınar ağacı nerede diye sorduğumda: Samsun tarafında diye cevap veriyordu. Ne kadar bin dereden, bin su getirsem de artık kurtuluşum kalmamıştı. Bu isteğini mantığım almasa da, sonunda yalvarmalarına dayanamayarak, evet demiştim. Baba, bu ağaç seni neden yanına çağırıyor diye sorduğumda: Oğlum ne bileyim, benimle her gece rüyamda aynı insanmış gibi konuşuyor ve yanına gelmem için ısrar ediyor diyordu. Babam yaşamı boyunca Ankara'nın dışına askerliği haricinde çıkmış kişi değildi ve askerliğini de Mersin tarafında yapmıştı. Sabah erkenden arabamla yola çıktık. Babam seksen iki yaşındaydı ve son birkaç seneden beri dizlerinde problemler vardı. Dizlerim diyordu, başka bir şey demiyordu. Çok defa hastaneye götürmeme rağmen doktorlar, yaşı gereği cerrahi müdahalenin riskli olacağını söylüyorlardı ve fizik öneriyorlardı. Birkaç sefer kaplıcalara götürmeme rağmen, şikâyetleri hala devam ediyordu. Babamı arabada ön koltuğa oturtmuştum, çünkü Samsun tarafına bende hiç gitmemiştim. Bana oğlum ben her gece rüyamda gideceğimiz yolu göre göre artık ezberledim. Seni oraya elimle koymuş gibi götüreceğim, hiç merak etme diyordu. Bu mantığıma uymayan isteğine, ilerde vicdan azabı çekmemek için, evet demek zorunda kalmıştım. Saatler geçtikçe, kilometreler bittikçe Samsun'a doğru yaklaşıyorduk. Babamın keyfi yerindeydi, bazen mola veriyorduk, çayını keyifle içerken adeta gözlerinin içi gülüyo... Devamı

ONA SENİ SEVİYORUM DİYECEĞİM-ÖYKÜ

2010-12-03 23:04:00

ONA SENİ SEVİYORUM DİYECEĞİM Mahallenin kıdemli seyyar satıcısı, Yanık yine meyhaneyi mesken tutmuştu. Meyhanenin devamlı müdavimleri, Yanığın aynı sözleri, papağan gibi tekrarlamasına artık alışmışlardı. Kadehler boşaldıkça Yanığı yakan, içindeki dertler volkan gibi patlamış. Lavlar meyhanenin duvarlarında dumanlar çıkarmaya başlamıştı. -Kararlıyım bugün ona seni seviyorum diyeceğim. Üç seneyi geçti. Her gün beraberiz ama bir cesaret edipte, ona seni seviyorum diyemedim. Artık söylemenin zamanı geldi. Arkasından da evlenme teklifini patlatacağım. Utanmak, sıkılmak kalmadı, yoksa sevdiğim elimden kuş gibi uçacak. O Tilki Selim'in dalına konacak. O tilki uyuzu, bir türlü sevdiğimin peşini bırakmıyor. Ayıp arkadaş ayıp! Bu delikanlılığa sığar mı? Bırak! Kumruları kendi haline... Niye oradan, habire yem atıyorsun, sevdiğimin önüne. Biz senin, nasıl zengin olduğunu bilmeyen birisi miyiz? Her gün mahalleye son model bir arabayla geliyorsun, sonuna kadar müziği açıyorsun. Neymiş efendim, vatandaşa seyyar diskotek hizmeti veriyormuş. Benim sevgilimin kapısının önünden başka mahallede arabayı çekecek yer mi yok? Lan benim manitamın, evinin önü beleş park yeri mi? Hadi arabayı oraya park ettin. İkide bir havalı kornaya niye basıyorsun. Geçenlerde tam kaportasını bozacaktım, beni görünce arabaya patinaj yaptırarak toz oldu. Sözüm ona arabayı ağlatıyormuş... Şu dönmenin laflarına bak, kim yutar, lan bu numaraları. Benim yavuklumda yutmuyor. Lakin mertliği o kirli papeller bozuyor. -Oooo! Bizimki yine kafayı bulmuş, kendi kendine konuşuyor. Usta be, benden yanığa bir otuz beşlik daha gönder. -Civanımın kafası bozuk, sabahtan beri gelsin şişeler gitsin şişeler. Bugün ölçüyü kaçırdı, bu kıyağını sonra yaparsın?... Devamı

O YILAN KADIN-ÖYKÜ

2010-11-23 21:40:00

Her zamanki gibi tam vaktinde, barın kapısında göründü, ürkek adımları kapının girişinde, kararsızca durdu. Bir süre tek, tek masalarda oturanları şöyle bir süzdü. Beklide tanıdık,  birisini arıyordu. Elimdeki büyük bira bardağını, dudaklarımla henüz buluşturmuştum ki göz, göze geldik. Hemen gözlerini hızlıca gözlerimden kurtardı. Devamlı oturduğu dipteki loş masaya kararlı adımlarla yöneldi. Uzun beyaz saçları vardı, onu ilk gün gördüğüm, aynı siyah eski takım elbise yine üzerindeydi. Garsona hiçbir şey demesine gerek kalmadan, birası önüne kondu. Titreyen elleri ile bira bardağını zorla kavradı ve hızlıca büyük bir yudum içti. Sağ eli ile saçlarını şöyle tarar gibi düzelti, gözlerinin parladığı benim masamdan bile fark ediliyordu. Bir aydır bu kişiyi istemeden takip eder olmuştum, dikkat çekmemeye çalışan, hareketleri bende dayanılmaz bir merak uyandırmıştı. Anladığım kadarıyla alkolikti, akşamın bu saatine kadar zor dayandığı her hareketinden belliydi. İçkinin ilk yudumlarından sonra, ellerinde ki titreme kayboluyordu ve kendine güveni geliyor, üzerindeki o suçlu psikolojisini hemen atıyordu. Etrafına daha rahat bakmaya ve kendisine olan güvenini yeniden kazandığı oturuşunun değişmesinden belli oluyordu. Bu akşam karalıydım, gidip masasına oturacaktım, ilk birasını içmesini bekledim. O da benim farkımdaydı ve kendisine olan merakımı anlamıştı. İkinci biranın ortalarına doğru yine göz göze geldik ve bana birasını kaldırarak selam verdi. Bu bir davetti, bende aynı hareketle onu selamladım ve garsona o masaya iki bira yollamasını söyledikten sonra yavaşça yerimden kalkarak, benim için esrarengiz olan kişiye yöneldim. ‘Selamünaleyküm afiyet olsun, mü... Devamı

KARAKOLDA AYRAN VE PİDE VAR-ÖYKÜ

2010-11-12 00:26:00

KARAKOLDA PİDE VAR On iki Eylül ihtilali yeni olmuş herkes kendi gölgesinden korkuyordu. Bir gün akşam işten eve geldim, annem beni heyecanla kapıda karşıladı... -Oğlum karakoldan bir bekçi geldi ve seni sordu. Bende oğlum şimdi evde yok, işte dedim. O da bana yârin karakola gelsin dedi. Annemin yüzüne boş, boş baktıktan sonra, '' Başka bir şey söylemedi mi diye sordum? -Yok! Oğlum, başka bir şey söylemedi. Gel de uyu uyuyabilirsen, sabaha kadar ne olabilir diye, düşündüm durdum. Ne demek o tarihlerde karakoldan çağrılmak, neyse sabahı zor ettim. Sabah ilk işim, çalıştığım kuruma giderek, mazeret izini almak oldu. Kalbim küt, küt atarak, karakolun yolunu tuttum. Ayaklarım oğlum sakın gitme der gibiydi. Bir ileri, iki geri ürkek adımlarla sonunda karakolun önüne geldim. Tam karakolun bahçe kapısından içeri girecektim ki, bir sivil minibüs gelip, kapının önünde durdu. Arabadan inen sivil polislerin elinde çeşitli tüfekler vardı. Araçtan sekiz, on kadar kişi indirdiler. Bahçe kapısından tek sıra halinde iki tarafı da çiçeklerle bezenmiş, dar bir yoldan karakol binasına doğru yürümeye başladılar. Ben de arkalarına takıldım. Yolun uzunluğu yirmi metre kadar vardı. Karakolun polisleri tek sıra halinde dizilmişler, gelenlere hoş geldiniz, diyerek ellerini sıkmaya başlamışlardı. Bu arada, bana da hoş geldin faslı yapıldı. Bu ilgi alaka karşısında şaşırıp kalmıştım. Şaşkın şaşkın etrafıma bakarken, birisi yanıma geldi. ''Siz de şu masaya oturun, orada yer var dedi. İçimden anam yandım dedim, demesine de ağaçların altındaki üç kişilik masayı istemeden, dörtlemiş bulundum. Önümüze pide ve ayran getirdiler. Sağdan, soldan hadi hadi başlayın deyip duruyorlar. Kendi kendime, oğlum bu fırsatı ... Devamı

SEVDİĞİME CANIM FEDA OLSUN ÖYKÜ

2010-11-02 10:01:00

Geçmiş olsun! Hastanede kaç aydır yatıyorsun? Koğuşun, en kıdemlisi dediler de. Hayırdır! Trafik kazası mı? -Sana da geçmiş olsun! Yok! Trafik kazası değil! Küçük bir aşk kazası diyelim. -Birader yoksa! Hovardalıkta mı basıldın? -Yok, öyle değil. -Meraklandım! Şu aşk kazasını, anlat da dinleyelim. Yeri geldi mi sen anlatacaksın, yeri geldi mi ben. Yoksa! Burada yatmakla vakit mi geçer? -Neyse anlatalım... 'Her yiğidin gönlünde bir aslan yatarmış' Benimde gönlüm de hala bir dişi aslan yatıyor, çünkü hem yiğidim, hem de erkeğim. Onu ilk defa kasaptan ciğer almış, çıkarken gördüm. Hop! Usta Nereden bildin paketin içinde ciğer olduğunu? -Arkadaşım! Şu burunu görüyor musun? Aha! Bu burun, av köpeğini sollar. -Yaşaa! Yakışır. -Kusura bakma kafadan lafını böldüm. Eeee? -Keşke onu görmez olsaydım! İlk görüşte resmen kalbim, tam onikiden dom, dom kurşunuyla vurulmuştu. Ciğerin kokusunu almış, sokak kedisi gibi, elimde ki tespihi sallıya, sallıya hemen peşine takıldım. Sanki! Gök delinmişti ve bardaktan boşalır gibi, yağan yağmurun altında beni büyüleyen kadını 3 km takip ettim. Sonunda kara vicdanlı olmadığını asilce ispat etti ve beni elinde ki şemsiyesinin altına davet etti. Bana yalnız, anatomisi biraz geniş araç izlenimi verdi çünkü, şemsiyenin altına bir türlü park yapamıyordum. Aslan parçamın, geniş araç pozisyonunda ki anatomisi beni şemsiyenin altından, yağan yağmur kapsamına doğru sınır dışı yapmıştı. -Ağır sıklet, desene Eeee? -Şemsiyenin altı resmen işgal edilmişti, bir tanem, işgal kuvvetleri, komutanı pozisyonundaydı. Bu heybetli kuvvet komutanına, tankımla, topumla kayıtsız şartsız, hemen teslim oldum. -Yaşaa! Delikanlı adam, işte böyle olur.. -Yav... Devamı

ELEKTRİK ÇARPTI-öykü

2010-08-20 16:38:00

Dursun her zaman olduğu gibi,yine fındıklığında akşamı yapmıştı,tek geçim kaynağı buydu. Kahveye girerken,kendi kendine inşallah bu sene verim iyi olur diye söylendi. Nasıl söylenmesin ki,evlenecek çoluk çocuğu vardı. Hayırlısıyla şunları bir baş göz etsem,Fadime'de rahatlar bende diye ekledi. Kahvedeki masada okey arkadaşları onu bekliyordu. Fındıklıktan dönerken kahveye uğramadan geçmezdi. Okey oynamayı seviyordu,oyunlar iddaalı idi, yenilmek neyse de ah o kızdırılmak,yokmu o kızdırılmak işte adama koyan oydu. Tek eylenceleri buydu,birbirlerini görmek için bir vesile oluyordu. Dört el oynamış ama nerde! Istakanın boynunu bir sefer bile bükememişti. Sonunda kendi de bugün şansının olmadığını anladı ve oyundan, kalkmaya karar verdi. - Ne o uşağım kalkıyormusun? Biz seni sabaha kadar yenmeyi düşünüyorduk. - Uşaklar görmüyormusunuz da! Şansum yoktir.Ama velakin,kumarda kaybeden aşkta kazanırmış. Ben doğru Fadimemin yanına gidiyorum. Kahvede bir gülüşme koptu. Dursun çay paralarını ödeyip kahveden dışarı çıktı. Hava karardı, kararacak gibiydi... Evi kahveden yirmibeş dakika yürüyerek çekerdi,o da başladı yürümeye. Karadenizin rutubetli havasına alışıktı,nasıl alışık olmasındı ki. Doğma büyüme Rize'li idi . Artık hava karamıştı,ayagı inşaat için getirilmiş,küçük taşlara takıldı (Mıcır) Ayakkabılarının içine mıcırlar dolmuştu ve ayaklarını acıtıyordu. Yanan sokak lambasını gözüne kestirdi. sokak lambası ile arasında,on adım falan vardı.Oraya kadar ayaklarının acısına, dayanarak yürüdü. Lambanın altına gelince bir eli ile direği yakaldı,dengesini bulmak için, öbür eli ilede ayakkabısını çıkardı ve içindeki,küçük taşları silkele... Devamı

AYRILIĞIN AYAK SESLERİ

2010-08-14 04:48:00

O seven ve ne istediğini bilen bir kadındı, nasıl olmuşsa sevdiği erkek ile, aralarında ki nikahı resmi kağıdın üzerinde belgelememişlerdi. Uzun yıllardır bu şekilde ortak yaşamları mutlu bir şekilde devam ediyordu. Ailelerine ve arkadaşlarına,sevgimizi,kağıt üzerinde ispat etmemize gerek yok, biz aşkımızı birbirimizin, kalbinin üzerine imzamızı atarak ispatladık diyorlardı. Kadın,aşkının kendisine alkollü olarak,açtığı telefonda ki sesinde bir gariplik olduğunu fark etmişti ve saatlerdir onun eve dönmesini içi içini yiyerek bekliyordu. Bütün ışıkları söndürmüş ve şamdanda ki mum`u yakmıştı, mum`un alevine gözlerini kısmış,pür dikkat bakıyordu. Alev bu gece şekilden şekle giriyor,bazen bir yılan,bazen bir kartal,bazen de raks eden bir raksa de şeklinde beyninde canlanıyordu. Son zamanlarda adı konmamış,sevdiği ile arasında soğuk savaşlar yaşıyorlardı. Kadınsı iç güdüleri onu yanıltmıyorsa,bir rakibi vardı. Mum`un alevine bakarken kararını tekrar gözden geçirdi. Evet savaşacaktı,sevdiği için savaşacaktı. Göze göz,dişe diş karalıydı. Yıllardır her şeyini vermiş,erkeğini bırakmaya niyeti yoktu. Rakibi kendi alanına girmiş,oyuna müdahale yapıyordu,sahayı ona bırakıp,soyunma odasına gitmek,bana yakışmaz diye iç geçirdi. Elindeki şarap dolu bardağı bir dikişte bitirdi,gözbebeklerine şeytani bir bakış oturmuştu. Koltukta ayaklarını altına toplayıp,gözlerini mum`un gizemli ışığından kurtardı, daha maç yeni başlıyor diye söylendi. Bu kimdi,acaba tanıdığı birisi miydi? Kim,kim ,kim olabilirdi?! Haftalardır beynine örümcek gibi oturmuş soruyu tekrar,tekrar sordu… Aklına şu diyebile... Devamı

HOVARDANIN SONU-ÖYKÜ

2009-11-26 13:46:00

Aloo! Faikciğim,seninle acele görüşmem gerekiyor,telefonda olmaz! Akşam her zaman ki yerimizde tamam mı!? Hasret giderirken,hem de şöyle karşılıklı iki kadeh atarız. Tamam,oldu! O zaman akşam görüşürüz eyvallah. -Şakir merhaba,sen erken mi geldin? Ooo! Erken gelmeyi bırakta,şişenin birisini neredeyse iyi etmişsin. Hayırdır! Sen ben gelmeden başlamazdın? -Hoşgeldin dostum! Kafam çok bozuk,iyi ki geldin. Garson oğlum! Abine de servis yapıver... Ofiste duramadım,erkenden çıkarak,buraya kendimi zor attım,hadi kaldır yarasın. -Hayrola!? Seni bu kadar sıkıntılı hiç görmemiştim. -Sorma dostum sorma! Telefonum dinleniyor ne yapacağımı şaşırdım. -Bu muydu? Büyük derdin. Herkesin telefonu dinleniyor... -Yoksa sende mi ,Ergonokoncu oldunda benim haberim yok? -Allahını seversen bırak dalga geçmeyi, onlardan da kötü durumdayım... Biliyorsun kırk yıllık arkadaşımsın,hemde can yoldaşımsın,senden gizli saklı hayatta hiç bir şeyim yok, sen benim sırdaşımsın. -Sen de benim için öylesin... -Faik dostum, beni iyi dinle! Senin de bildiğin gibi ben hayatta hiç çalışmadım ama krallar gibi yaşadım, kimin sayesinde aklımın sayesinde zamanında o evde kalmış yaşlı kadına evet dedim, niye dedim? Çünki karun gibi zenginlerdi,yani senin anlıyacağın bile bile lades. Eskiden olduğu gibi ya sürünecektim,ya da para içinde yüzecektim,ben yüzmeyi seçtim ve kuralına göre kulaç attım.. Bunları sende biliyorsun,hayat felsefesi olarak,nerede akşam orada sabah ,vur patlasın,çal oynasını uyguladım ama şimdi kuyruğumu bu telekulak çetesi kötü sıkıştırdı. Eğer karıma,kayınpedere bu telefon konuşmaları sızdırırlarsa! İşte o zaman çıra gibi yandığımın resmidir,beni kapının önüne dakikada koyarlar hemde beş parasız,vall... Devamı

OĞLUM İNTAHAR ETME DUR-KOMİK ÖYÜ

2009-11-20 22:37:00

  -Ali oğlum,bu soğukta çatıda ne yapıyorsun? İnsene aşağıya. -Ahmet amca televizyon antenine çıkmıştım,merdiven düşmüş inemiyorum,şu merdiveni bir zahmet düzeltiver ineyim. -Ne intihar mı edeceksin!? Oğlum yapma! Daha çok gençsin şimdi ben itfaiyeye haber veriyorum,onların merdiveni var. -Ahmeeet amcaaa! Bu da duymaz ki gazı goz anladı,yaa nerden çıkarıyorsun intiharı falan,alooo merdiven diyooruuum. Oğlum tamam! Sen hiç merak etme şimdi aloo diyorum itfaiye`ye ve polise,sakın atlayayım deme! -Ahmeeet Amcaaa,yaa yanlış anlıyorsun. -Alo itfaiye bizim çatıya bir çocuk çıkmış,kendimi aşağıya atacağım diyor,çabuk yetişin ,poliside arıyorum,tamam tamam! adresi veriyorum,siz çabuk yetişin. -Oğlum Ali ben alo dedim geliyorlar,yavrum kıyma kendine yazık be! Evladım!Kendine acımıyorsan annene,babana acı, sevmiyorsa sevmesin,sen aslan gibi delikanlısın elini sallasan ellisi. Bak! Yemin ediyorum,sana torunumu alacam,hemde düğününü kendi ellerimle yapacağım,yavrum ne olursun atlama. -Ahmet amcaaa! Gözünü seveyin ne olusun,konuşma sus! Ali oğlum meraklanma bak! Poliste geldi itfaiyede Ahmet amcaaa! Valla burada dondum! Nerdeyse kendimi aşağıya atacağım,sen bana başkasını çağır onla konuşayım,senin kulakların duymuyorrrr! -Memur bey!memur bey! Çocuk başkasıyla konuşmam sakın yaklaşmasınlar,yoksa kendimi aşağıya atarım diyorrr,ben size aracılık yapacağım. -Ne yapalım amirim? Şimdilik yaklaşmıyalım,baksana yaklaşırlarsa kendimi atarım diyormuş. -Amirim!Burası çok yüksek, bizim itfaiye araçlarında o yüksekliğe çıkacak merdiven yok. - O zaman ne yapacağız? -Yapacak tek şey var atladığı zaman brandayı açacağız.. -Ne tarafa atlıyacağını nerden bileceğiz,hadi brandayı altına tuttunuz o yükseklikten brandayı çivi gibi deler ge&c... Devamı

BİR KÜMESTE İKİ HOROZ öykü

2009-11-06 22:35:00

         Eski dost! Bu gün bu kümeste değişik bir hava var,şu piliçlerin bana bakarak dalga geçer gibi gülmeleri,süslenip püslenmeleri ortada kırıtarak yürümeleri, sevinçle gıdaklamaları. Söylesene bu kümeste neler oluyor? Ben bu kümesin horoz’u değil miyim ? Şimdi beni kızdıracaklar,hepsinin tüyünü tek,tek yolacağım. -Baba horoz galiba senin haberin yok? -Neden haberim yok?! -Seni yaşlandı diye gözden çıkardıklarından,bu gün kümese genç bir horoz geliyor. -Dertleri şimdi anlaşıldı! Şunlara bak! Şunlara! Çilveyle sabahtan beri tüylerini düzeltip duruyorlar,sanki yeni horoz üzerlerine çıkınca çift sarılı yumurta yapacaklar. Yıllar önce bende,bu kümese geldiğimde gençtim ve şimdi olduğu gibi o zamanın piliçleride aynı havayla beni karşılamışlardı. Artık bana bıçak göründü desene,yaşlılığın kaderi işte… -Üzgünüm ama eski dostum durum onu gösteriyor. -Bak bak! Sahibimizin elinde azman gibi çil bir horoz var. -Demek kümesin yeni efendisi bu! sen onu bırakta, asıl şu piliçlerin seksi gıdaklamalarına bak. Hey gidi günler hey,öttüğüm zaman saklanacak delik ararlardı,demek ki tavukların da maskarası olmuşuz da haberimiz yokmuş,beni bıçaktan önce bunların,vefasızlığı öldürür. Şimdi ki arabalara da bu horoz kornalarını koymuyorlar mı o zoruma gidiyor,bu Çinliler bizim ötüşümüzü de taklit etmişler,resmen papuçumuz dama atıldı.   -Baba horoz o arabanın korna sesi değildi, kümesin yeni efendisi çil horozun sesiydi. -Aman dikkat et! Yeni gelen horoz sana pis,pis bakıyor,eyvah ki eyvah,bir çalımla üzerine doğru gelmeye başladı. Aman! Es... Devamı

GIZ RAZİYE-komik öykü

2009-10-20 09:48:00

  -Raziye artık bırak çapayı da hava kararmadan köyün yolunu tutalım,gerisini de yarın sabah erkenden gelip yapalım. -Tamam bey,sen eşeği getirde şu otları da ona yükleyelim,ineklere veririz. -Gız Raziye yağmurlar da zamanın da bir yağarsa deyme keyfimize,hadi hadi yolcu yolunda gerek. Yaa kadın şu eşeğe dürtüp durma diyom,yine inadı tutacak,bir adım atmayacak. Geçen de aynısını yaptın,gece yarısına kadar inadının geçmesini bekledik,Nuh dedi,peygamber demedi biliyorsun. Bak bu sefer yeminle söylüyorum,hem vallahi,hem billahi arkama bakmadan çeker giderim,ne haliniz varsa görün. Artık kurt mu yer? Kuş mu yer hiç umrumda olmaz anladın mı? Sana şu hayvana dürtme dedikce inadına dürtüyorsun. -İnadına yapmıyom,artık hayvan iyice kocadı,baksana haline zavallı zor yürüyor. Sana yenisini alalım dedikce duymazlığa geliyorsun,bu eşek sanki bubandan sana yadiğar kaldı da,tutturdun ölmeden olaz diye… -Sus lan ! Demek hayvanı bir an önce öbür tarafa göndermek için dürtüyon öyle mi? -Herif herif günahımı alma heç öyle şey olur mu? Yazık hayvana yürüyemiyor işte,ben ona dürtmesem sabah ezanı eve anca Varırız. -Aboo! Gız Raziye bizim ekin tarlasında ki adamlara bak. Allah Allah! Ulan bunların her tarafından ateş çıkıyor… Gız yoksam bunlar,bizim tarlayı mı yakacaklar? Çabuk yanlarına gidelim… -Anıı! Esahtan bu adamlar yanıp yanıp sönüyorlar,bak tarlanın ortasına da,acaip bir traktör çekmişler. Vay başımıza gelenler! Lan Haydar bunlar şeytan olmasın? Bak bak boyları da kısa… -Sus lan garı,bırak çeneyide şu gocamış bacaklarını açta,bunlar tarlayı yakmadan yetişelim. -Haydar hani senin dizleri ağrıyor du? ... Devamı