İYON NEDİR İYONİK BİRLEŞİKLER NASIL OLUŞUR

2013-03-04 22:13:00

  İyon Nedir     Bir atom, çekirdeğinde bulunan pozitif yüklü Proton, yüksüz Nötron ve çekirdek etrafında belli yörüngelerde dönen negatif yüklü Elektronlardan oluşur. Bir ya da daha çok elektron kazanmış ya da yitirmiş elektrik yüklü atom veya moleküllere İyon denir. Nötr durumda olan bir atom ya da molekülün elektron kaybetmesi ile oluşan elektrik yüklü parçacığa pozitif iyon, elektron almasıyla oluşan elektrik yüklü parçacığa ise negatif iyon denilmektedir. Bir Elektron, Proton’dan 1.800 kat daha hafif olduğu için bazı şartlar sağlandığında atomdaki yörüngesinden koparılabilmektedir. Elektron eksikliğine veya fazlalığına sahib olan, yani eksi veya artı elektrik yüklü atom veya atom grubu. Pozitif (artı) yüklü iyona katyon ve negatif (eksi) yüklü iyona anyon denir. İyonlar, atomlar arasında elektron alışverişi sonucu meydana gelebilir: 2Na + Cl2 ® 2Na+ Cl- Bu reaksiyonda sodyum(Na), klor (Cl) atomuna elektron vermektedir. Böylece pozitif yüklü sodyum iyonu (Na+) ile negatif yüklü klorür iyonu(Cl-) meydana gelmektedir. Bazan iyonik olmayan bir bileşiğe bir proton gidişi ile pozitif yüklü kök meydana gelir: NH3 + H + Cl ® NH4+ + Cl- Atomların veya moleküllerin, elektronlar veya fotonlar ile bombardımanından da iyonlar elde edilir. Pozitif v... Devamı

BEYNİMİZ NASIL ÖGRENİYOR BEYNİN FOKSİYONLARI

2013-02-20 00:00:00

Beynin nasıl öğrendiği konusunda son yirmi yıl içinde ilginç gelişmeler oldu. Beyninin her iki lobundan biri alınan hastalar üzerinde gerçekleştirilen çalışmalar hızlı öğrenme ve hafıza eğitimi metotlarında çığır açtı. Bunca gelişmelere rağmen beyin, hâlâ insan vücudunun çalışması hakkında en az şey bilinen organ olma özelliğini koruyor. Konunun UZMANLARINA göre birçok kişi beyin potansiyelinin ancak yüzde 4-8 arasındaki bir kısmını kullanıyor. Beyin gerçekleri, başarılı bir eğitimin, insanın öncelikle kendini tanıması ve keşfetmesine; nasıl öğrendiğini öğrenmesine bağlı olduğunu gösteriyor. Bu gelişmeler, “Başarılı insan” kavramında da değişikliğe yol açtı. Günümüzün başarılı insanı, beyninin her iki yarısını da etkili ve dengeli bir şekilde kullanabilen ve gerektiğinde birinden diğerine kolaylıkla geçebilen insan olarak değerlendiriliyor. Beyin hücreleri arasındaki bağlantıları gelişmemiş insanlar, beyinlerine ne kadar bilgi yığmış olurlarsa olsunlar, düşünce, muhakeme, akıl yürütme becerileri gelişmemekte, bu yüzden de eğitilmiş sayılmamaktadır. Beyin nasıl öğreniyor? Beynin öğrenme ile ilişkisi nedir? Şimdi bunları ele alacağız. Hipokamp ve Etkili Öğrenme İç içe üç bölüm hâlinde bulunan beynimizin orta beyin bölümünde yer alan “Hipokamp” (hippocampus) hafızanın merkezi durumundadır. Bu merkez, beynin yazıcısı gibi faaliyet gösterir. Beynin yazıcısını kendi isteğimizle çalıştırıp, istediğimiz bilgileri kaydedebilir miyiz? Hipokamp bölgesi bilgilerin kalıcı hafızaya geçip, geçmeyeceğine karar veren merkezdir. Çeşitli şekillerle bize ulaşan bilgiler, verdiğimiz önem... Devamı

MISIR PİRAMİTLERİN GİZEMİ SIRRI NEDİR

2013-02-19 23:51:00
MISIR PİRAMİTLERİN GİZEMİ SIRRI NEDİR |  görsel 1

Dünyanın yedi harikasıdan biri olup günümüze kadar zarar görmeden ayakta kalabilmeyi başarabilmiş tek yapı Mısır’daki Gize piramitlerinden Keops piramitidir. Piramit şeklindeki yapılar sadece Mısır’a özgü olmayıp dünyanın başka yerlerinde de inşa edilmiş örnekleri bulunmaktadır. Fakat sayıca en çok Mısır’da bulunduklarından bölgeyle özdeşleşerek “Mısır Piramitleri” olarak anılmaktadırlar. Dünyadaki Önemli Piramitler: Keops Piramidi (145,75 metre) Mikerinos Piramidi(66,5 metre) Kefren Piramidi (143,56 metre) Sakkara Piramidi (63,17 metre) Maldum Snefru Piramidi (93,26 m) Dahahur Bent Piramidi (104,85 m) Dahahur Snefru P. (103,95 metre) Sakkara Pepi II P. (52,555 metre) Uxmal Tapınağı (Meksika) Teotehuacan (Meksika) Tiahuanaco (Bolivya) Dohan Tapınağı (Çin Halk Cumhuriyeti) Piramit Nedir? Tabanı kare şeklinde olup köşelerin tepede tek bir noktada birleşmesiyle oluşan geometrik şekildir. Dört eşit büyüklükte üçgen yüzeye sahip olan piramitler, inşa edildiklerinde mühendislik açısından son derece sağlam bir yapı sergilemektedirler. Piramitlerin Tarihçesi Piramitlerin firavunun mumyası ile onun değerli hazinelerini ve dönemin eşsiz sanat eserlerini saklamak amacıyla yapıldığı düşünülmektedir. Fakat bugüne kadar hiçbirisinin içerisinde herhangi bir mumyaya veya hazineye rastlanmamıştır. Dünyanın ilk inşa edilen piramidi Sakkara’da olup yapımı M.Ö 2620 yılında tamamlanmıştır. İlk örnekleri basamaklı yapıda olan piramitlerin birçoğu tamamlanamamış veya yapım aşamasında yıkılmıştır. Bunun ilk örneği M.Ö 2570 yılında yapımına başlanan Meidum piramidi olup, sekizinci basamak yapılmak istenirken yıkılmıştır. Pirami... Devamı

GEŞTALT TEORESİ NEDİR

2012-01-15 13:16:00

Geştalt Teorisi Geştalt teorisi, bir eşya veya olayın anlamlandırılmasında, uyaran veya biçimlerin bütünsel algısını vurgulayan görüş olarak tanımlanabilir. Yüzyılın başlarında Almanya´da Wertheimer, Koffka ve Köhler tarafından geliştirilen bu teori, yüzyılın başında psikolojiye hakim olan ´psikofizik´e (algı, bellek ve benzeri psişik edimleri refleks, duyum ve imaj terimleriyle, yani basit biyolojik olgularla açıklayan yaklaşım) bir tepki olarak doğmuştur. Psikoloji tarihinde Önemli bir yeri olan geştalt teorisine göre, tüm zihinsel edimlerde anlam, durumun bütününün algısından çıkar, eğer parçalara ayırarak, öğelere bölüp sonra toplayarak yaklaşılırsa, anlam gözden kaçar. Bütün parçalarının toplamından fazladır. Bunun ilk örneklerinden biri XIX. yüzyıl sonunda Ehrenfels tarafından verilmiştir. Eğer bir melodiyi algılıyorsak ve tanıyorsak, bu, onu oluşturan notalardan her birini öğrenip bellekte tuttuğumuzdan değil, notalar arası harmoniyi, melodiyi veren yapıyı bellekte tuttuğumuzdandır. Partisyonu bir başka tonaliteye naklederek notaları değiştirebiliriz, ama melodi aynı kalır. Melodinin algısı, notalarının ardışık algısı değildir, notaların oluşturduğu orijinal bütünün algısıdır. Algılamak, bir biçimin, bir geştaltın tanınmasıdır. Bu yaklaşım, algı sorunlarının, örneğin illüzyonların açıklanmasında (´doğru biçim´ ihtiyacı, bazı şekillere üçüncü boyut eklenmesine yol açmaktadır, vb.), doğal bir bütünlüğün söz konusu olduğu ve her bir fonksiyonun bitişik fonksiyonlarla birlikte ele alınması gereğinin duyulduğu alanlarda (nöroloji, bellek, zeka, vb.) önemli bir uygulama alanı bulmuştur. Geştalt teori, sosyal psikoloji alanı... Devamı

GÜNEŞ SİSTEMİ GEZEGENLER VE ÖZELLİKLERİ

2012-01-13 21:42:00

Dünya Üzerinde yaşadığımız gezen, dünyanın yarıçapı 6400 km ve yoğunluğu 5,52 kg/m3'dür. Güneşe yakınlık bakımından üçüncü sırada yer alan dünya ile güneş arasındaki uzaklık 1.5 x 10 8 km'dir. Ve bu uzaklık 1 AB. (Astronomik Birim) olarak kabul edilmiştir. Güneş sistemindeki diğer gök cisimleri arasındaki mesafeler de genellikle bu birim kullanılarak belirtilir. Yapay uyduların kullanılmaya başlaması ile dünyanın tam şekli belirlenmiş ve bu şekle Geoit adı verilmiştir. Dünyanın konumu, atmosferi ve iç yapısı üzerinde yaşam barındırabilmesi için en uygun şekildedir. Güneş sisteminde ve bilinen tüm gezegenler arasında yaşama el verişli tek gezegen dünyadır. Koruyucu bir kılıf görevi gören atmosferi sayesinde meteor çarpmalarına ve güneşin yaydığı zararlı ışınlara karşı gezegen korunur. Dünyanın iç yapısı üç katmandan oluşmaktadır. Bu katmanlardan en dışta bulunan ve yaşamaya elveriş olana kabuk adı verilmektedir. Tüm canlı yaşamını üzerinde bulunduran, o bu katmanın ortalama kalınlığı 30 km kadardır. Kabuğun hemen altından başlayıp çekirdeğe kadar devam eden tabakaya manto adı verilir. 5100 km derinliğe kadar inen manto tabakasının kabuğa yakın olan bölümü kırılgan kayalardan oluşmaktadır. Dünyanın merkezindeki ısı 5000 C° civarında olduğundan mantonun çekirdeğe yakın bölümü erimiş kayalardan oluşmaktadır. Manto tabakasındaki basınç nedeni ile erime noktaları yükselen demir ve magnezyum katı halde bulunurlar. Dünyanın merkezini oluşturan çekirdek ise %90 oranında sıvı demirden oluşmaktadır. Bunun nedeni çekirdekte tahminen 3 milyon Atm olan basınç altında demirin erime noktasının 8000 C°'yi bulan çekirdek ısısından düşük olması olarak açıklaya biliriz... Devamı

ATOM NEDİR VE ELOTRON NÖTRON PROTONUN ÖZELLİKLERİ

2011-08-01 22:15:00

Atom iki kısımdan oluşur :   1-Çekirdek (merkez) 2-Katmanlar (yörünge; enerji düzeyi)     Çekirdek, hacim olarak küçük olmasına karşın, atomun tüm kütlesini oluşturur. Çekirdekte proton ve nötronlar bulunur. Elektronlar ise çekirdek çevresindeki katmanlarda bulunur.   Elementlerin Çekirdekte bulunan protonlar, atomun ( o elementin) tüm kimyasal ve fiziksel özelliklerini belirler.   Proton sayısı atomlar (elementler) için ayırt edici özelliktir. Yani proton sayısının farklı olması elementin diğerinden farklı olduğu anlamına gelir.   Elektronların bulunma olasılığının olduğu bölgelere elektron bulutu denir.   Kimyasal olaylarda (reaksiyonlarda) yalnızca elektron sayısı değişir. Proton ve nötron, çekirdekte bulunduğu için sayıları değişmez.   Nötr bir atom için; elektron sayısı= proton sayısı   (Z) Atom numarası= proton sayısı   Çekirdek yükü= proton sayısı   İyon yükü= proton sayısı � elektron sayısı   (A) Kütle numarası= proton + nötron sayısı (Nükleon sayısı)(atom ağırlığı)         İzotop atom:Proton sayıları (atom numaraları)aynı, nötron sayıları farklı olan atomlara denir.   İzotop atomların kimyasal özellikleri aynı (p aynı) , fiziksel özellikleri farklıdır (n farklı).   Nötr halde bulunmayan, iyon halindeki izotop atomların hem fiziksel, hem kimyasal özellikleri farklıdır.   Elektronlar Nerede Dönüyor?   Elektronlar çekirdek çevresindeki katmanlarda (yörüngelerde) dönerek hareket ederler. Çekirdeğe en yakın katman 1 olmak üzere dışa doğru... Devamı

KROMOZON NEDİR ERKEK VE KADIN KROMOZONLARI

2011-02-27 22:36:00

kromozom Nedir hücrelerin çoğalması esnasında soyaçe­kim özelliklerinin yeni yavru hücrelere ta­şınmasında rol oynayan Kromozomlar hüc­renin nukleusunda yani çekirdeğin içinde ve çift olarak bulunurlar. İnsanda 22 çifti somatik (otozom), 1 çifti de cinsiyet kro­mozomu (eşeysel) olmak üzere 23 çift yani 46 kromozom, vardır. Cinsiyet kromozomla­rı X ve Y ile adlandırılırlar. Erkekte XY kro­mozomları, kadında ise XX kromozomları bulunur. Kromozomlar deoksi ribo nukleik asit veya kısaca (DNA) dediğimiz molekül zincirlerinden ve histon denen proteinler­den oluşur. Kromozomlar hücre durgunken görülmez, sadece hücre bölündüğü sırada özellikle metafaz safhasında görülür. Canlılarda kalıtım özelliklerini taşıyan ve adına Gen denilen raktörler ise, kromozom çiftlerinde karşılıklı (alel) olarak bulunur­lar. Bir özelliğin nesilden nesile aktarılma­sında görülen değişmeler yani varyasyon­lar alel Genlerin bölünme sonucu aynı ve­ya değişik karakter taşımalarından mey­dana gelir. Eğer bir kromozomda herhangi bir kprakteri belirten gen çifti birbirinin ay­nı ise o hücreye homozigot, gen çifti bir-Dirinden farklı ise o hücreye heterozigor denir İnsanlarda cinsiyetin belirlenmesi, bölün­me sonucu ancak ve sadece X kromozomu taşıyabilen ovum ile X veya Y kromozomu taşıyabilecek olan spermin birleşmesine bağlıdır. Ovumu dölleyen sperm, X kromo­zomu taşıyorsa bu Kromozom ovumdaki X kromozomu ile birleşince XX kromozom çiftini meydana getirecek ve çocuk kız ola­caktır. Aksi halde mayoz bölünme sonucu kendisinde Y kromozomu kalmış olan sperm ovumun X kromozomu ile döllene­cek ve sonuç olarak XY kromozomlarını taşıyan oğlan çocuğunu meydana... Devamı

MATEMATATİĞİ KİM BULDU MATEMATİĞİN GELİŞME SÜRECİ

2011-02-21 23:19:00

 Tarihinde Matematik: Matematikle ilgili eserler incelendiğinde; birinci grup olarak, Eski Yunan matematikçilerinden Tales (Thales M.Ö. 624-547), Fisagor (Pythagoras M.Ö. 569-500), Zeno (M.Ö. 495-435), Eudexus(M.Ö. 408-355), Öklid (Euclides M.Ö. 330?-275?), Arşimed (Archimedes M.Ö. 287-212), Apollonius (M.Ö. 260?-200?), Hipparchos (M.Ö. 160-125), Menaleas (doğumu, M.Ö. 80) İskenderiyeli Heron (? -M.S.80) , Batlamyos (Ptelemeos Claudis 85-165) ve Diophantos (325-400) ile bunların çağdaşlarının adları görülür. Daha sonra, ikinci grup olarak da Batı Dünyası matematikçilerinden; Johann Müler (Regiomantanus ,adıyla da tanınır, 1436-1476), Cardano (1501-1596), Decartes (1596. 1650), Fermat (1601-1665), Pascal (1623-1662), Newton (Isaac Newton 1642-1727), Leibniz (1646-1716), Mac Loren (1698-1748), Bernoulli'ler (Bu aileden sekiz ünlü matematikçi vardır. Bunlar; Jean Bernoulli l667-1748, Jacques Bernoulli 1654-1705, Daniel Bernoulli 1700-1782...), Euler (1707-1783), Gespard Monge (1746-1818), Lagrance (1776-1813), Joseph Fourier (1768-1830), Poncolet (1788-1867), Gauss (1777-1855), Cauchy (1789-1857), Lobatchewsky (1793-1856), Abel (1802-1829), BooIe (1815-1864), Riemann (1826-1866), Dedekind (1831-1916), H. Poincare (1854-1912) ve Cantor (1845-1918) ile bunların çağdaşlarının adları belirtilir Bu bilginlerin adlarını ve matematikle ilgili sistem, teorem ve kavramlarını her kademedeki orta dereceli okul ile üniversite ve dengi okul matematik kitaplarında görmek mümkündür.rn Yukarıda; birinci grup olarak belirttiğimiz; Eski Yunan (Antik çağ, Grek) matematikçileri; M.Ö. 8. yüzyıl ile M.S. 2. yüzyıl arasında, ikinci grup olarak belirttiğimiz Batı Dünyası matematikçileri ise, 16. ile 20. yüzyıl arasında yaşamışlardır: Burada akla şöyle bir soru gelmektedir. 16. y... Devamı

ATOM BOMBASI NEDİR NEREYE ATILDI TARİHÇESİ

2011-01-20 14:05:00

Çekirdek bölümlerinde maddenin enerjiye değişmesinden hasıl olan enerjinin çok kısa bir zamanda ve pek yoğun bir halde serbest hale gelmesi esasına dayanan bir bomba. Atom bombası fikri ilk olarak 1939 yılında Amerika’da bulunan Avrupacı bilginler tarafından ortaya atılmıştır. Dört yıl süren araştırmalar ve 2 milyar dolar masraf sonucu meydana getirilen ilk atom bombası 16 Temmuz 1945 te tecrübe edilmiş ve ilk olarak 6 Ağustos 1945 te Japon şehirlerinden Hiroşima’ya atılmıştır. Bu bomba yaklaşık olarak 20 bin ton trinitrotoluen kadar tahrip kudretinde bulunuyordu ve 6.000 insanın ölümüne sebep olmuştur. Atom bombası bölünebilen maddelerin bir nötron yakalayarak iki çekirdeğe bölünmesi esasına göre yapılmıştır. Bu bölümlerden yeni nötronlar çıkar ve bunlar geri kalan çekirdekler tarafından yakalanır; böylece bölünebilen çekirdeklerin sayısı mütemadiyen artar çok kısa bir zamanda sınırlı bir bölgede çok büyük miktarda bir enerji serbest hale geçer. Atom bombası bu yüzden çok müthiş tahrip edici bir kudrettir. Atom bombası patlamanın kontolsüz çekirdek tepkimesi yoluyla sağlandığı bomba modelidir. Çekirdek tepkimesi zincirleme ve çok hızlı gerçekleştiğinden ortaya devasa bir enerji açığa çıkar ve bu da patlama ve beraberinde şok dalgası yaratır. İlkesi Fizyon tipi çekirdek tepkimesine dayalı atom bombalarında yüksek zenginlikte (saflıkta) Uranyum (235U) veya Plütonyumdur (239Pu) kullanılılır. Günümüzde üretilen bombalar daha çok plütonyum içeriklidir. Bu yüksek zenginlikte malzeme zenginleştirme tesislerinden ya da nükleer reaktörlerden elde edilmektedir. Zincirleme çekirdek tepkimesinin gerçekleşmesi i... Devamı

FERMENTASYON MAYALANMA GLİKOZUN DÖNÜŞÜMÜ NEDİR

2011-01-15 14:08:00

Fermentasyon (mayalanma), genellikle glikozun alkole dönüştüğü reaksiyonlar için kullanılan bir isimdir. Bu dönüştürme işi maya adı verilen tek hücreli canlıların sitoplazmalarında gerçekleşir. Ancak fermentasyonun daha uygun bir tanımı, karbonhidratların alkol ve asitlere dönüştürülmesidir. Fermentasyon, anaerobik şartlarda, yani oksidatif fosforilasyon olamadığı durumlarda, glikoliz yoluyla ATP (adenozin trifosfat) üretimini sağlayan önemli bir biyokimyasal süreçtir. Fermentasyon işlemi pek çok farklı besin maddesinin üretiminde kullanılmaktadır. Yoğurt, boza, alkollü içkiler fermentasyon yoluyla üretilen pek çok besinden bazılarıdır. Özel olarak fermentasyonla ilgilenen bilimin adı ¨Zimoloji¨dir. Fermentasyon, anaerobik koşullarda, glikoliz yoluyla ATP üretilmesinin devamı için önemlidir. Fermentasyon esnasında glikolizin son ürünü olan pirüvat farklı maddelere dönüştürülebilir. Homolaktik fermentasyonda pirüvattan laktik asit, alkol fermentasyonunda etil akol, heterolaktik fermentasyonda ise laktik asit ve bazı başka asitler ve alkoller üretilir. Reaksiyon Reaksiyona giren şekerin türüne göre, reaksiyon eştiliğinde değişiklikler olur. Sembolle eşitliği C6H12O6 → 2C2H5OH + 2CO2 + 2 ATP (açığa çıkan enerji:118 kJ mol−1) Yazıyla Şeker (glikoz) → Alkol + Karbon Dioksit + Enerji (ATP) Organizmalarda Mitokondrisi olmayan hücrelerde, oksijen kaynağı tükenen dokularda anaerobik glikoliz yoluyla laktik asit üretilir. Fermentasyon bakteriler ve maya hüvreleri tarafından enerji üretmek için kullanılır. Fermentasyon yapan bakterilere bir örnek yersinia pestis olabilir. Fermentasyonda glikoz (v... Devamı

YENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI DALGA RÜZGAR GÜNEŞ

2011-01-12 10:07:00

Enerji kaynakları, herhangi bir yolla enerji üretilmesini sağlayan kaynaklardır. Dünya üzerindeki enerji kaynakları, klasik ve alternatif kaynaklar olmak üzere ikiye ayrılabilir.     Sismik prospeksiyon yöntemleriyle, yeraltının yapısının incelenebilmesi için yapay olarak elde edilen ve de depreme benzeyen sarsıntılara ihtiyaç vardır. Bu nedenle yeryüzünde ya da yerin içinde belirli bir işlem sonucu elastik dalganın üretilmesinde, sismik yöntemin başlangıcından itibaren dinamit en yaygın olarak kullanılan enerji kaynağı olmuştur. Sismik kaynaklar iki türlüdür; ani veya etkisel kaynaklar ve titreşimli kaynaklar. Vibroseis adı verilen sismik kaynak dışında kullanılan kaynakların hepsi etkisel kaynaklardır ve etkisel kaynaklarda enerjinin ortaya çıkması ve yakın civarına aktarılması çok ani olmaktadır. Titreşimli kaynaklar ise yeryüzünde büyük ve ağır bir kütleyi belli bir süre (6-21 sn) için belirlenmiş frekanslarda titreştirerek yer altına enerji gönderir. Sismikte kullanılan enerji kaynaklarını karada ve denizde olmak üzere iki başlık altında inceleyebiliriz. Genel olarak karada vibratör, ağırlık düşürülmesi, hava tabancaları vb. kaynak olarak kullanılmaktadır. Denizde ise hava tabancaları, gaz tabancaları, su tabancaları, buhar tabancaları, sıkıştırılmış kaynaklar vb. kullanılmaktadır. Kara ve denizde kullanılan enerji kaynakları % olarak şöyle sıralanabilir. Karada kullanılan enerji kaynaklarında istenilen sinyal/gürültü (S/N) oranının yüksek olmasıdır. Denizde kullanılan enerji kaynaklarında ise ilk kabarcık oranı esas alınmaktadır.  Karada Kullanılan Enerji Kaynakları Karada, çeşitli temellere dayanan enerji kaynakları geliştirilmiş ve karakteristik... Devamı

İNTERNETİN TARİHÇESİ VE BUGÜNÜ

2011-01-11 20:30:00

İnternetin köklerini 1962 yılında J.C.R. Licklider'in Amerika'nın en büyük üniversitelerinden biri olan Massachusetts Institute of Tecnology'de (MIT) tartışmaya açtığı "Galaktik Ağ" kavramında bulabiliriz. Licklider, bu kavramla küresel olarak bağlanmış bir sistemde isteyen herkesin herhangi bir yerden veri ve programlara erişebilmesini ifade etmişti. Licklider 1962 Ekim ayında Amerikan Askeri araştırma projesi olan İleri Savunma Araştırma Projesi'nin (DARPA - Defense Advensed Research Project Agency) bilgisayar araştırma bölümünün başına geçti. MIT'de araştırmacı olarak çalışan Lawrance Roberts ile Thomas Merrill, bilgisayarların ilk kez birbirleri ile 'konuşmasını' ise 1965 yılında gerçekleştirdi. 1966 yılı sonunda Roberts DARPA'da çalışmaya başladı ve "ARPANET" isimli projesi önerisini yaptı. ARPANET çerçevesinde ilk bağlantı 1969 yılında dört merkezle yapıldı ve ana bilgisayarlar arası bağlantılar ile internetin ilk şekli ortaya çıktı. ARPANET'İ oluşturan ilk dört merkez University of California at Los Angeles (UCLA), Stanford Research Institute (SRI), University of Utah ve son olarak University of California at Santa Barbara (UCSB) idi (Gromov, 1998). Kısa süre içerisinde birçok merkezdeki bilgisayarlar ARPANET ağına bağlandı. 1971 yılında Ağ Kontrol protokolü (NCP-Network Control Protokol)ismi verilen bir protokol ile çalışmaya başladı. 1972 yılı Ekim ayında gerçekleştirilen Uluslararsı Bilgisayar İletişim Konferansı (ICCC- International Computer Communications Conference) isimli Konferansta, ARPANET'in NCP ile başarılı bir demontrasyonu gerçekleştirildi. Yine bu yıl içinde elektronik posta (e-mail) ilk defa ARPANET içinde kullanılmaya başladı. NCP'DEN daha fazla yeni olanaklar getiren yeni bir protokol... Devamı

BARYUM NASIL METALDİR ÖZELLİKLERİ

2011-01-01 11:35:00

Toprak alkali grubu metallerinden bir eleman. Sembolü Ba, atom ağırlığı 137,36 atomnumarası 56 dır. Tabiatta başlıca baryum sülfat ve baryum karbonat halinde bulunur. Serbest olarak çoklukla erimiş baryum klorürden elde edilir. Gümüş renginde, 710 derecede eriyen, yumuşak bir metaldir. Özellikleri bakımından kalsiyum'a benzer. Havada çabuk oksit haline geçer. Baryum sülfat, Röntgen ışınlarım geçirmediği için hekimlikte ve radyolojide çok kullanılır. Bilhassa mide,barsak gibi organların röntgen muayenelerinde çok kullanılır. Suda ya da asitlerde eriyen baryum tuzları zehirlidirler. Zehirlenmeler, kusma, ishal ve karın ağrıları ile başlar ve halsizlikten sonra bazen kramplar içinde ölümle sonuçlanır. Devamı

MADDE NEYE DENİR VE MADDENİN YAPISI SIVI-GAZ

2010-11-23 12:25:00

Madde, boşlukta yer kaplayan (hacim), kütlesi olan tanecikli yapılara denir. Kendi çapında saf madde ve saf olmayan madde (karışım) olarak ikiye ayırdığı zaman saf maddeleri elementler ve bileşikler oluşturur. Saf maddenin belirli özellikleri vardır ve bu özellikleri hiç değişmez. Tam saf madde yok gibidir. Bir madde içinde bulunan yabancı maddeler, kimya usulleri ile anlaşılmayacak kadar az olunca, bu maddeye, saf denir. Saf süt demek, kimya bakımından doğru bir söz değildir. Çünkü süt belli özellikler taşıyan tek bir madde değildir. Karışımları ise homojen ve heterojen olarak incelemek gerekir. Maddenin şekil almış haline cisim denir. Maddede daima değişiklikler olduğunu bilmekteyiz. Maddede meydana gelen değişikliklere olay denir. Bu ise genel olarak fiziksel ve kimyasal olmak üzere ikiye ayrılır: •   Fiziksel olay: Bir madde üzerinde meydana geldiği vakit, o maddenin hüviyetini, yapısını değiştirmeyen olaydır. Mesela kağıdın yırtılması, fiziki bir olaydır. Çünkü kağıdın şekli değişmiş fakat özü yine kağıttır. •   Kimyasal olay: Bir madde üzerinde meydana geldiği vakit, o maddenin hüviyet ve yapısını değiştiren olaydır. Mesela kağıdın yanması gibi. Atomların çekirdeklerinde değişmeler, parçalanmalar olduğu, radyoaktif denilen elementlerden anlaşılmaktadır. Atomların ortasında bulunan çekirdeklerin bu parçalanmasında, bir elementin başka bir elemente dönüştüğü anlaşılmıştır. Ayrıca, Albert Einstein'in izafiyet kuramına göre madde ve enerji birbirine eşdeğerdir. Bu sebeple madde enerjiye, enerji de maddeye dönüştürülebilir. Mesela bir uranyum çekirdeğinin veya başka bir ağır atom çekirdeğinin ikiye ayrılmasıyla meydana gelen çekirdek bölünmesinde madde enerjiye dönüşü... Devamı

EVRENİN OLUŞUMU VE BİG BANG NEDİR

2010-11-14 13:25:00

  Evrenin yaratılışı, bundan bir asır önce, astronomların önemli bir bölümü tarafından gözardı edilen bir kavramdı. Bunun nedeni ise, 19. yüzyıldaki bilim anlayışının, evrenin sonsuzdan beri var olduğu varsayımını benimsemesiydi. Evreni inceleyen bilim adamlarının çoğu, zaten sonsuzdan beri var olan bir maddeler bütünüyle karşı karşıya olduklarını sanıyor ve evren için bir "yaratılış", yani başlangıç olduğunu akıllarından bile geçirmiyorlardı.   Bu "sonsuzdan beri var olan evren" fikri, Batı düşüncesine materyalist felsefe ile birlikte girmişti. Eski Yunan'da gelişen bu felsefe, maddeden başka bir varlık olmadığını savunuyor ve evrenin sonsuzdan gelip sonsuza gittiğini öne sürüyordu. Aslında materyalizm, Ortaçağ'da Kilise'nin hakim olduğu dönemde rafa kaldırılmıştı. Ama Rönesans'tan sonra Batılı bilim ve fikir adamlarının yeniden Eski Yunan kaynaklarına merak sarmaları ile birlikte, materyalizm de yeniden kabul görmeye başladı.    Materyalist evren anlayışını Yeni Çağ'da ilk kez savunan kişi ise, ünlü Alman düşünür Immanuel Kant oldu. Kant, evrenin sonsuzdan beri var olduğunu ve bu sonsuzluk içinde her olasılığın mümkün sayılması gerektiğini öne sürdü. Kant'ın yolunu izleyenler, sonsuz evren fikrini materyalizmle birlikte savunmaya devam ettiler. 19. yüzyıla gelindiğinde ise, evrenin bir başlangıcı, yani yaratılış anı olmadığı şeklindeki iddia, geniş bir kabul görür hale gelmişti. Karl Marx, Friedrich Engels gibi diyalektik materyalistlerin şiddetle sahiplendikleri bu iddia, 20. yüzyıla da taşındı.  Söz konusu "sonsuz evren" fikri, her zaman için ateizmle içiçe oldu. Çünkü evrenin bir başlangıcı olması, Allah tarafın... Devamı

UÇAK MOTORLARININ ÖZELLİKLERİ

2010-11-02 08:04:00

Uçaklarda, uçağın havalanmasını ve havada uçuşunu sağlayan motorların hafif, güvenilir, gürültüsüz ve ekonomik olması aranan özelliklerdir. Hafiflik motorun birim tepki kuvveti veya beygir gücü başına düşen ağırlığıyla ifâde edilir. Motorun arıza yapmadan ve az yakıt harcayarak çalışması gerekir. Ayrıca bakımının, sökülüp takılmasının kolay olması da aranan özellikleridir. Uçak motorlarının tipleri şöyledir: Pistonlu (pervaneli) Türboprop (pervaneli) Türbojet Türbofan Ram-jet ve Püls-jet Roket motoru   Pistonlu motorlar, hızı saatte 500 km’ye varmayan pervaneli uçaklarda kullanılır. Pistonların motordaki düzeni karşılıklı veya yıldız şeklinde olmak üzere 36 silindire kadar olanları vardır. Su veya hava soğutmalıdırlar. Yüksek oktanlı benzin kullanırlar. Uçak yükseldikçe motor veriminin azalmasını önlemek için süberşarj denen aşırı besleme yapılır. Ayrıca pervâne veriminin en üst düzeyde olması için pervane paleleri kendi eksenleri etrafında dönecek şekilde değişken hatveli yapılır. Neticede yine de pistonlu, motorlu ve pervaneli uçakların hızları ve yükselişleri sınırlıdır.   Türboprop sistemlerde pervâneyi gaz türbinleri çevirir. Pistonlu motorlardan daha yükseklerde ve daha hızlı uçuşa elverişlidir. Umûmiyetle nakliye ve yolcu uçaklarında kullanılır. Helikopterlerde de aynı sistem vardır; pervâne yerine helikopter motoru çalıştırılır. Gaz türbinlerinin gücü günümüzde 500 şaft beygir gücünün üzerinde yapıldığından hafif uçaklarda pek kullanılmamaktadır. Türbinle pervâne arasında verimin ... Devamı

NANO TEKNOLOJİ NEDİR FAYDALARI

2010-05-06 01:35:00

NanoTeknoloji Nedir ? Nanoteknoloji: anoteknoloji’nin birçok tanımı vardır. Bence en güzel ve en zarif tanım : “Atomsal düzeyde mühendislik”. Diğer tanımlarına ise Amerikan hükümeti raporlarından erişebilirsiniz. Burada önemli olan bir etki veya materyalin 100 nanometre civarında olmasıdır. Nanoteknoloji biraz da ilginç bir tartışma ortamı, mesela malzeme bilimciler nanoteknolojinin en çok kendileri ile ilgili olduğunu iddia ederler. Kimyacılar ve fizikçiler de bu tartışmaya katılırlar. Sonunda nanoteknoloji kralın paylaşılamayan kızı olur, çıkar. Bilim tarihi uzun zamandır sürekli branşlaşmaya gitti, hatta Türkiye de çokça kullanılan bir söz vardır: “Her şeyden biraz bileceğine, bir şeyi tam bil” diye. Nanoteknoloji bu görüşü savunanları sanırım bayağı bir üzecektir. Çünkü bilimsel gelişmenin atomik boyut sınırlarına dayanması ile bir anlamda bilimler de ortak bir noktaya yaklaşmışlardır. Artık canlıların sırrını çözmek için molekülleri ve bağ yapılarını bilmek, fizik kanunlarını uygulamak için kimyayı öğrenmek ve elektronik çipler imal etmek için hem kimya hem fizik bilmek, atomları anlamak için kuantum fiziğini idrak edebilmek gerekiyor. Sanki Nanoteknoloji, etrafında bilimlerin el ele tutuştuğu ve bu yardımlaşma ile büyüyen bir çocuk. Genelde insanların yeni bir “oloji” ye karşı ilk soruları “bunun faydası ne?”, özellikle orta yaşlı memurların sorduğu “para kazandırıyor mu?”oluyor. Faraday’ın verdiği enfes bir cevap vardır, taşı gediğine koyar usta bilim adamı : “Peki yeni doğmuş bir bebeğin dünyaya faydası nedir?”.Nanometre ölçeğindeki fiziksel, kimyasal ve biyolojik olayların anlaşılması kontrolü ve üretimi amacıyla, fonksiyon... Devamı

TEKNOLOJİ VE FAYDALARI

2009-08-20 16:22:00

  1. Teknoloji, insanın bilimi kullanarak doğaya üstünlük kurmak için tasarladığı rasyonel bir disiplindir (Simon, 1983, s.173 ).  2. Teknoloji, somut ve deneysel anlamda temel olarak teknik yönden yeterli küçük bir grubun örgütlü bir hiyerarşi yardımıyla bütünün geri kalanı (insanlar, olaylar, makineler vb. ) üzerinde denetimi sağlamasıdır (McDermott, 1981, s.142 ). 3. Öğretim teknolojileri tarihi konusunda önemli bir isim olan Paul Saetller teknolojiyi şöyle tanımlamaktadır: “Teknoloji (Latince texere fiilinden türetilmiştir; örmek, oluşturmak (construct ) anlamına gelir ) birçoklarının düşündüğü gibi makine kullanmak değildir. Teknoloji, bilimin uygulamalı bir sanat dalı haline dönüşmesidir. Uygulamalı sanat terimi Fransız sosyolog Jackques Ellul tarafından kullanılmış ve kısaca technique olarak isimlendirilmiştir. O, teknolojiyi bir technique uyarınca yapılmış bir makine olarak görmüş ve bu technique’nin ancak küçük bir bölümünün makine tarafından ifade edilebildiğinden bahsetmiştir. Belirli bir teknik sayesinde sadece makinenin değil, bu makineye ait öğretimsel uygulamalarında gerçekleştirilebileceğinden söz etmiştir. Sonuç olarak davranış bilimi ile öğretim teknolojileri arasındaki ilişki, doğal bilimlerle mühendislik teknolojisi arasındaki ya da biyoloji ile sağlık teknolojisi arasındaki ilişkiyle benzer hatta aynıdır” (Saettler, 1968, ss. 5-6 ). 4. Ünlü bir eğitim teknoloğu olan James Finn teknolojiyi tanımlarken şöyle demektedir: “Makine kullanımının yanı sıra teknoloji, sistemler, işlemler, yönetim ve kontrol mekanizmalarıyla hem insandan hem de eşyadan kaynaklanan sorunlara, bu sorunların zorluk derecesine, teknik çözüm olasılıklarına, ve ekonomi... Devamı